<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ŞEHİR &#8211; Gazete Hollywood</title>
	<atom:link href="https://gazetehollywood.com/etiket/sehir/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://gazetehollywood.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 05 May 2022 20:34:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://gazetehollywood.com/wp-content/uploads/2025/03/cropped-gazete-hollwood-32x32.webp</url>
	<title>ŞEHİR &#8211; Gazete Hollywood</title>
	<link>https://gazetehollywood.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Doğu’dan Batı’ya Şehir ve İnsan</title>
		<link>https://gazetehollywood.com/dogudan-batiya-sehir-ve-insan-4-h29432.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Yiğit]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 May 2022 20:34:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugün]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu'dan Batı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya Şehir ve İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEHİR]]></category>
		<category><![CDATA[Şehir ve İnsan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://1453kralmedya.com/dogudan-batiya-sehir-ve-insan-4-h29432.html</guid>

					<description><![CDATA[Doğu’dan Batı’ya Şehir ve İnsan Bütün toplumsal olgular gibi, şehir olgusunun da tarih boyunca birçok tarifi yapılagelmiştir. Tarifler mi şehir anlayışına endekslidir ya da şehir anlayışı mı tariflere endeksli ve dolayısıyla etki içerisindedir orası pek bilinmez; fakat hangi algılama ya da değerlendirme biçimiyle olursa olsun sosyoloji biliminin bakış açısıyla şehir: nüfusunun çoğu ticaret, sanayi ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-size:18px;">
<p></p>
<div class="entry-content">
<p>Doğu’dan Batı’ya Şehir ve İnsan<br />
Bütün toplumsal olgular gibi, şehir olgusunun da tarih boyunca birçok tarifi yapılagelmiştir. Tarifler mi şehir anlayışına endekslidir ya da şehir anlayışı mı tariflere endeksli ve dolayısıyla etki içerisindedir orası pek bilinmez; fakat hangi algılama ya da değerlendirme biçimiyle olursa olsun sosyoloji biliminin bakış açısıyla şehir: nüfusunun çoğu ticaret, sanayi ve yönetimle ilgili işlerle uğraşan, tarımsal etkinliklerin olmadığı yerleşim alanları olarak tarif edilmektedir.</p>
<p>Bir farkla ki, büyüklük ve önem açısından şehir ya da kentten ayrılan metropol de son tahlilde genel tanım içerisinde kalmakta ve şehir ya da kente metazori bir modern anlam kazandırma çabasını ortaya koymaktadır.</p>
<p>İster Doğu’lu İsterse Batı’lı anlamıyla olsun, bize göre tanımsal bütünlük ve anlam açısından etkin olması gereken bakış açısı, şehir, kent ya da metropolün tarif edilme biçimlerini kendilerinin oluşturması ve dolayısıyla tariflerin kent, şehir ya da metropolü anlamlandırmasından ziyâde kentin, şehrin ya da metropolün tariflere anlam kazandırmasıdır. Yani söz konusu kavramlar kendilerini ortaya çıkaran insan topluluklarının kendilerine kazandırdığı toplumsal bütünlüğü kendi tariflerine yükleyebilme hakkına sahip olmalıdırlar.</p>
<p>Oysa modern yapılanmanın yerleşim ve anlayış hızının sürekli olma, anlam kazanma ve değiştirme-değişme hakkını elinden aldığı şehir olgusu ilkin beton yığınları halinde kentleşirken bir zaman için de metal ve cam yığınları halinde metropollere dönüş(türül) müş, bu da şehre ya da kente özgü olmadığı halde şehirli ya da kentli bir rahatsızlık duygusunun ortaya çıkmasına neden olmuştur.</p>
<p>Alman kültür sosyoloğu H. J. Helle; bu rahatsızlığı kentli insanlar arasında çok yaygın olan bir kent krizi bilinci olarak nitelendirmektedir. Öyle ki, kentli insan karşılıklı ilişkiler yumağı içerisinde kendini kentle özdeşleştirmekte ve giderek kent tarafından yeniden değiştirilmektedir.</p>
<p>Genel bir bakışla sürekli, yeni ve toptancı sorunlar üreten kent yaşamının en önemli ve en derin sorunları bireyde tezahür etmekte ve bireyin etkin sosyal dayanaklar, geçmişten devralınan değerler, dışsal kültür öğeleri ve yaşam tekniği karşısında varoluş özerkliğini ve bireyselliğini muhafaza edememesinden kaynaklanmaktadır. Çünkü kendisi için var olması ve kendisi için anlam taşıması gereken kent, bireyi kendisinden olmayan zorlama bir anlamla kuşatmakta sonuç olarak ta bütün değerleriyle bireyin kendisi olarak kentli olabilme yollarını kapatmaktadır.</p>
<p>Tarihsel dizgede ilk site dönemlerinden 1800’lerin sonlarına kadar bireyler tarafından kurulup anlam kazanan şehirlerde esas olan şehrin birey ya da bireylere göre yapılandırılması ölçüsüdür. Böylece bireysel, toplumsal ve genel yenilenme arayışları ile değişim ve dönüşüm ihtiyaçları da toplum tarafından gerektiği gibi hissedilerek ve gerektiği gibi gerçekleştirilerek olageldiği için şehir olarak yaşanan mekânlar mensupları için birer ‘memleket şehir’ hüviyeti kazanabilmiştir.</p>
<p>Erken modern zamanlarla birlikte memleket şehirler de her gün kendinden ya da kendine benzeyen diğerlerinden bir şeyler bulabilen şehirli insan, modern zamanlarla birlikte neye uğradığını anlamadan, içine düştüğü metropollerde/kentlerde bunun tam tersini yaşamakta, her gün kendisinden olmayan sayısız şeyle karşılaşmakta, sonuç olarak ta hiçbir şeye anlam veremeden, hiçbir şeyi kontrol edemeden, gündelik hayatın tahakkümüne kapılmakta ve önce yaşadığı mekân üzerinde ilkin – kent’e/metropol’e sonra da kendisine yabancılaşmaktadır…</p>
<p>Metropol gurbetlerinde kendine ve kentine yabancılaşmış haldeki bu insan bir de her gün değiştiği kadar değiştiren bir teknolojik baskının altında kalınca ortaya teknoloji yorgunu bir birey ve bu bireylerden teşekkül etmiş bir kentli topluluk çıkmıştır.</p>
<p>Şehir, kent ya da metropol hakkında buraya kadar ortaya koymak istediğimiz ve bir anlamda herkes tarafından bilinmesi mümkün olan bu gerçekliğe rağmen, söz konusu kavramların içinde yaşadığımız kültüre özgü kesin gerçekliğinin nasıl olması gerektiği hususu ise sürekli bir plan ve program dahilinde sürdürüldüğü iddia edilen çalışmalara konu edilmekte ise de sonuçta maalesef pek de anlamlı çıkarımlara ulaşılamamış olması ise hayli manidardır.</p>
<p>Kabul edilmelidir ki, daha çok genel ve Batı’lı bir düşüncenin verileri olarak karşımızda duran bu tablo maalesef bizde de egemen bir paradigma olarak kabul edilmiş ve bu paradigma ile bakış açısının şehir, kent ya da metropole yüklediği anlam fazlaca sorgulanmadan, bilimsel ve evrensel olmak adına birer hazır tanım olarak tüketilmiş, sonuç olarak kolaycı bir metotla bilimin sınırları içerisinde kalındığı savunulurken kültür ve medeniyetimize özgü bir şehir kent ne de metropol tanımı da yapılmıştır.</p>
<p>Bugün taşradan merkeze hemen her yerleşim birimimizdeki düzensizliğin, karmaşanın, yaşadığımız coğrafyaların her gün yeni ve içinden çıkılamaz problemler ortaya çıkarmasının en önemli sebebini işte bu özgün tanım yoksunluğunda aramak gerekmektedir. Sadece şehir, kent ya da metropol tanımlaması ile de kalmayan ve daha derindeki bir sosyal bakış açısı yoksunluğunu da ele veren bu durumun anlaşılabilir olması ise, öncelikle bilimsellik adına devşirdiğimiz bilinti yığınının yeniden yorumlanmasıyla, bu yorumlanmış bilginin açacağı zemin üzerinde kendi toplumsal dinamiklerimizi açığa çıkarmakla mümkün olacaktır.</p>
<p>Bu da öncelikle insandan mekâna, mekândan coğrafyaya, coğrafyadan da evrensele ulaşacak bir bakış açısıyla, öncelikle insan, toplum, coğrafya ve evren hakkındaki bize özgü gelişim çizgisinin görünür olmasına dayalıdır.</p>
<p>Her şeyden önce bilinmesi gereken bir gerçek, bugün kabul edegeldiğimiz ve reddedilemeyecek ölçüde benimsediğimiz kent ya da metropol tanımı, genel bir ifadeyle Batı’ ya özgü bir gözlemin sonucu olup; özellikle 18. yüzyıl sonu itibariyle Batı da başlayan sanayileşme ve endüstri toplumu olma çabasının ortaya çıkardığı mekânsal ve toplumsal değişimin bir ürünüdür. Bu meyanda Doğan Kuban’dan Turgut Cansever’e uzanan bir okuma ve anlama çabasıyla bakıldığında ise; Batı’da ortaya çıkan kent ya da metropol olgusunun bütünüyle Batı’lı toplumlara özgü biçimde şekillenen bir tarihsel süreç içerisinde anlam kazanarak tarif edildiğini, bundan da öte sanayi ve endüstri merkezi olarak öngörülen yerleşim ve yaşam alanlarının köylere sığmayan teknolojik bir zorunlulukla ortaya çıktığı görülecektir. Aynı şekilde aynı yüzyılı biraz gecikmeyle de olsa takip eden Doğu toplumlarında da aynı süreç şu ya da bu biçimde gerçekleşmişse de, gerek endüstri ve sanayileşmeye ve gerekse, insan ve coğrafyaya bakış açısındaki tarihsel, sosyal, kültürel ve ekonomik farklar nedeniyle Doğu toplumlarında Batı’lı kentleşmeye bir yönüyle benzeyen fakat temelde farklı bir kentleşme olgusu göze çarpar. Bu da köyüne sığmayan teknolojiyle, büyüyen ve gelişen bir coğrafyayı olduğu yerde, ani bir değişimle kent haline getiren ve buna uyum sağlayan Batılı insanın yaptığından farklı olarak; teknolojik zorlamaya hemen hemen hiç maruz kalmadan kentleşen, böyle bir zorlamaya maruz kaldığı sınırlı yerlerde de olagelen teknolojik dayatmaya teslim olmak ve bu dayatmanın öngördüğü bireysel ve toplumsal kalıpları olduğu gibi kabul etmek yerine, salt bir içgüdüyle de olsa karşı durarak, bir değişim ve dönüşüm sürecine girmekten çok, bir değiştirme ve dönüştürme inadıyla hareket ederek, kent ya da metropol yerine onları da ifade eden ama ifade ettiği kadar, eski yaşam biçiminden pek çok izler taşıyan ve bu yönüyle kentten ve metropolden farklılaşarak adeta yeni bir coğrafya ve yaşam biçimini içeren ve adı ‘şehir’ olan başka bir olguyu ortaya çıkarmıştır. Sonuç olarak Batılı kent insanı yabancılaşarak ayrışıp, bencilleşirken Doğulu şehir insanı memleket haline dönüştürdüğü yerlerde hemşeri ruhuyla bu Batılı sıkıntıyı kolayca aşabilmiştir.</p>
<p>Bir başka açıdan, kentleşme öncesi durumun bir sevki tabiiyle yeniden ele alınışı ya da içgüdüsel bir yorumlamaya tabi tutularak parçalanmamış bir biçimde yeniden üretilmesi anlamına da gelen Doğulu insanın bu çabası kendiliğinden olduğu kadar kamusal alanın da tamamen dışındadır. Yaklaşık bir buçuk asırdır tartışılan kent, şehir ve metropol konulu çalışmalarda unutulmuş görünen anlama ve değerlendirme farklılaşmasının temelinde de bu unutulan şehir olgusu yatmaktadır.</p>
<p>Günümüzde bilimsel olma ve bilgili görünme marjinal tavrının modernist ve gelenekçi olarak ayırdığı aydın guruplaşması da hattı hareketini bu minval üzere kurmuş bulunduğundan, birileri kentli savunmaların tepkisiyle beton ya da metal yığınlarına yönelirken modern olmakta, birileri de geleneğin manipüle edilmesi sonucu köye sığınmakta ve böylece gelenekçi kalmaktadır… Oysa ortaya çıkış şekliyle bizde ne köy ne de şehir anlayışı, Batılı anlayış tarzında karşılığını bulamamaktadır. Bugün modern kentin kaçınılmaz ve aşılmaz gibi görünen yapısal rahatsızlıklarını şehri inkâr ederek kentli güdülerle kabul etmek zaman/mekân bağlamında bireysel bir unutuşun ürünüdür.</p>
<p>Doğulu toplumun bir bakıma kenti şehir haline getirerek şerh edişi diye de yorumlayabileceğimiz bu insiyaki çabasını çok iyi değerlendirmek gerekiyor. Zira siyasal, sosyal, toplumsal ve bireysel bazda pek çok avantaj sağlayacak bu özgün çaba eğer doğru değerlendirilebilirse, pek çok sosyal sıkıntının da daha kolay tespit edileceği görülecektir.</p>
<p>Değil midir ki, başlı başına alternatif olabilecek kadar önemli bir olgudur şehir… Öyle ki; Devlet ebet müddet anlayışı çerçevesinde kendi özgüvenini devletine yansıtan böylesi bir tarihsel gerçeğin hilafına, Batı’nın kentlerine karşı kendi şehrini kurabilmeye dönük bu çaba bir buçuk asırdır göz ardı edildiği için şehri ve şehirli olmayı bilmeyen kuşaklar yetişmiş ve bu kuşakların yaşadıkları yerlerle o yerlerin hemşerisi olma iddialarının da fazlaca bir anlamı kalmamıştır. Özetle bugünkü halimiz ne kentli, ne şehirli ne de köylü olmaktan uzak bir hâldir. Ve ne kadar süreceği bilinemeyen bu hâlden kurutulabilmek içinde evvela kendimizi sonrada kentimizi özüne döndürmek gerekmektedir. Bu gereklilik artık bir ödevdir. Zira yaşanılan yerin bilincinde olunması, orada duruşun, orada varoluşun ve ora ile pek çok anlamda bir bağ kuruluşunun da bilincinde olunması demektir.</p>
<p>İşte şehirli olabilmeyi öğrenmiş böyle bir bilinç hem kentin ötesine geçmiş hem de şehri tarif edebilmiş bir bilinç olacaktır…</p>
<p>Şahin Torun Eleştirmen – Yazar</p>
<p>Facebook’ta Paylaş Twitter’da Paylaş Google Plus’da Paylaş Yazdır<br />
Önceki Makale</p>
<p>kaynak:https://csb.gov.tr/dogudan-batiya-sehir-ve-insan-makale</p>
</p></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğu’dan Batı’ya Şehir ve İnsan</title>
		<link>https://gazetehollywood.com/dogudan-batiya-sehir-ve-insan-3-h27906.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Yiğit]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Apr 2022 07:02:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugün]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu'dan Batı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya Şehir ve İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEHİR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://1453kralmedya.com/dogudan-batiya-sehir-ve-insan-3-h27906.html</guid>

					<description><![CDATA[Doğu’dan Batı’ya Şehir ve İnsan Bütün toplumsal olgular gibi, şehir olgusunun da tarih boyunca birçok tarifi yapılagelmiştir. Tarifler mi şehir anlayışına endekslidir ya da şehir anlayışı mı tariflere endeksli ve dolayısıyla etki içerisindedir orası pek bilinmez; fakat hangi algılama ya da değerlendirme biçimiyle olursa olsun sosyoloji biliminin bakış açısıyla şehir: nüfusunun çoğu ticaret, sanayi ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-size:18px;">
<p></p>
<div class="entry-content">
<p>Doğu’dan Batı’ya Şehir ve İnsan<br />
Bütün toplumsal olgular gibi, şehir olgusunun da tarih boyunca birçok tarifi yapılagelmiştir. Tarifler mi şehir anlayışına endekslidir ya da şehir anlayışı mı tariflere endeksli ve dolayısıyla etki içerisindedir orası pek bilinmez; fakat hangi algılama ya da değerlendirme biçimiyle olursa olsun sosyoloji biliminin bakış açısıyla şehir: nüfusunun çoğu ticaret, sanayi ve yönetimle ilgili işlerle uğraşan, tarımsal etkinliklerin olmadığı yerleşim alanları olarak tarif edilmektedir.</p>
<p>Bir farkla ki, büyüklük ve önem açısından şehir ya da kentten ayrılan metropol de son tahlilde genel tanım içerisinde kalmakta ve şehir ya da kente metazori bir modern anlam kazandırma çabasını ortaya koymaktadır.</p>
<p>İster Doğu’lu İsterse Batı’lı anlamıyla olsun, bize göre tanımsal bütünlük ve anlam açısından etkin olması gereken bakış açısı, şehir, kent ya da metropolün tarif edilme biçimlerini kendilerinin oluşturması ve dolayısıyla tariflerin kent, şehir ya da metropolü anlamlandırmasından ziyâde kentin, şehrin ya da metropolün tariflere anlam kazandırmasıdır. Yani söz konusu kavramlar kendilerini ortaya çıkaran insan topluluklarının kendilerine kazandırdığı toplumsal bütünlüğü kendi tariflerine yükleyebilme hakkına sahip olmalıdırlar.</p>
<p>Oysa modern yapılanmanın yerleşim ve anlayış hızının sürekli olma, anlam kazanma ve değiştirme-değişme hakkını elinden aldığı şehir olgusu ilkin beton yığınları halinde kentleşirken bir zaman için de metal ve cam yığınları halinde metropollere dönüş(türül) müş, bu da şehre ya da kente özgü olmadığı halde şehirli ya da kentli bir rahatsızlık duygusunun ortaya çıkmasına neden olmuştur.</p>
<p>Alman kültür sosyoloğu H. J. Helle; bu rahatsızlığı kentli insanlar arasında çok yaygın olan bir kent krizi bilinci olarak nitelendirmektedir. Öyle ki, kentli insan karşılıklı ilişkiler yumağı içerisinde kendini kentle özdeşleştirmekte ve giderek kent tarafından yeniden değiştirilmektedir.</p>
<p>Genel bir bakışla sürekli, yeni ve toptancı sorunlar üreten kent yaşamının en önemli ve en derin sorunları bireyde tezahür etmekte ve bireyin etkin sosyal dayanaklar, geçmişten devralınan değerler, dışsal kültür öğeleri ve yaşam tekniği karşısında varoluş özerkliğini ve bireyselliğini muhafaza edememesinden kaynaklanmaktadır. Çünkü kendisi için var olması ve kendisi için anlam taşıması gereken kent, bireyi kendisinden olmayan zorlama bir anlamla kuşatmakta sonuç olarak ta bütün değerleriyle bireyin kendisi olarak kentli olabilme yollarını kapatmaktadır.</p>
<p>Tarihsel dizgede ilk site dönemlerinden 1800’lerin sonlarına kadar bireyler tarafından kurulup anlam kazanan şehirlerde esas olan şehrin birey ya da bireylere göre yapılandırılması ölçüsüdür. Böylece bireysel, toplumsal ve genel yenilenme arayışları ile değişim ve dönüşüm ihtiyaçları da toplum tarafından gerektiği gibi hissedilerek ve gerektiği gibi gerçekleştirilerek olageldiği için şehir olarak yaşanan mekânlar mensupları için birer ‘memleket şehir’ hüviyeti kazanabilmiştir.</p>
<p>Erken modern zamanlarla birlikte memleket şehirler de her gün kendinden ya da kendine benzeyen diğerlerinden bir şeyler bulabilen şehirli insan, modern zamanlarla birlikte neye uğradığını anlamadan, içine düştüğü metropollerde/kentlerde bunun tam tersini yaşamakta, her gün kendisinden olmayan sayısız şeyle karşılaşmakta, sonuç olarak ta hiçbir şeye anlam veremeden, hiçbir şeyi kontrol edemeden, gündelik hayatın tahakkümüne kapılmakta ve önce yaşadığı mekân üzerinde ilkin – kent’e/metropol’e sonra da kendisine yabancılaşmaktadır…</p>
<p>Metropol gurbetlerinde kendine ve kentine yabancılaşmış haldeki bu insan bir de her gün değiştiği kadar değiştiren bir teknolojik baskının altında kalınca ortaya teknoloji yorgunu bir birey ve bu bireylerden teşekkül etmiş bir kentli topluluk çıkmıştır.</p>
<p>Şehir, kent ya da metropol hakkında buraya kadar ortaya koymak istediğimiz ve bir anlamda herkes tarafından bilinmesi mümkün olan bu gerçekliğe rağmen, söz konusu kavramların içinde yaşadığımız kültüre özgü kesin gerçekliğinin nasıl olması gerektiği hususu ise sürekli bir plan ve program dahilinde sürdürüldüğü iddia edilen çalışmalara konu edilmekte ise de sonuçta maalesef pek de anlamlı çıkarımlara ulaşılamamış olması ise hayli manidardır.</p>
<p>Kabul edilmelidir ki, daha çok genel ve Batı’lı bir düşüncenin verileri olarak karşımızda duran bu tablo maalesef bizde de egemen bir paradigma olarak kabul edilmiş ve bu paradigma ile bakış açısının şehir, kent ya da metropole yüklediği anlam fazlaca sorgulanmadan, bilimsel ve evrensel olmak adına birer hazır tanım olarak tüketilmiş, sonuç olarak kolaycı bir metotla bilimin sınırları içerisinde kalındığı savunulurken kültür ve medeniyetimize özgü bir şehir kent ne de metropol tanımı da yapılmıştır.</p>
<p>Bugün taşradan merkeze hemen her yerleşim birimimizdeki düzensizliğin, karmaşanın, yaşadığımız coğrafyaların her gün yeni ve içinden çıkılamaz problemler ortaya çıkarmasının en önemli sebebini işte bu özgün tanım yoksunluğunda aramak gerekmektedir. Sadece şehir, kent ya da metropol tanımlaması ile de kalmayan ve daha derindeki bir sosyal bakış açısı yoksunluğunu da ele veren bu durumun anlaşılabilir olması ise, öncelikle bilimsellik adına devşirdiğimiz bilinti yığınının yeniden yorumlanmasıyla, bu yorumlanmış bilginin açacağı zemin üzerinde kendi toplumsal dinamiklerimizi açığa çıkarmakla mümkün olacaktır.</p>
<p>Bu da öncelikle insandan mekâna, mekândan coğrafyaya, coğrafyadan da evrensele ulaşacak bir bakış açısıyla, öncelikle insan, toplum, coğrafya ve evren hakkındaki bize özgü gelişim çizgisinin görünür olmasına dayalıdır.</p>
<p>Her şeyden önce bilinmesi gereken bir gerçek, bugün kabul edegeldiğimiz ve reddedilemeyecek ölçüde benimsediğimiz kent ya da metropol tanımı, genel bir ifadeyle Batı’ ya özgü bir gözlemin sonucu olup; özellikle 18. yüzyıl sonu itibariyle Batı da başlayan sanayileşme ve endüstri toplumu olma çabasının ortaya çıkardığı mekânsal ve toplumsal değişimin bir ürünüdür. Bu meyanda Doğan Kuban’dan Turgut Cansever’e uzanan bir okuma ve anlama çabasıyla bakıldığında ise; Batı’da ortaya çıkan kent ya da metropol olgusunun bütünüyle Batı’lı toplumlara özgü biçimde şekillenen bir tarihsel süreç içerisinde anlam kazanarak tarif edildiğini, bundan da öte sanayi ve endüstri merkezi olarak öngörülen yerleşim ve yaşam alanlarının köylere sığmayan teknolojik bir zorunlulukla ortaya çıktığı görülecektir. Aynı şekilde aynı yüzyılı biraz gecikmeyle de olsa takip eden Doğu toplumlarında da aynı süreç şu ya da bu biçimde gerçekleşmişse de, gerek endüstri ve sanayileşmeye ve gerekse, insan ve coğrafyaya bakış açısındaki tarihsel, sosyal, kültürel ve ekonomik farklar nedeniyle Doğu toplumlarında Batı’lı kentleşmeye bir yönüyle benzeyen fakat temelde farklı bir kentleşme olgusu göze çarpar. Bu da köyüne sığmayan teknolojiyle, büyüyen ve gelişen bir coğrafyayı olduğu yerde, ani bir değişimle kent haline getiren ve buna uyum sağlayan Batılı insanın yaptığından farklı olarak; teknolojik zorlamaya hemen hemen hiç maruz kalmadan kentleşen, böyle bir zorlamaya maruz kaldığı sınırlı yerlerde de olagelen teknolojik dayatmaya teslim olmak ve bu dayatmanın öngördüğü bireysel ve toplumsal kalıpları olduğu gibi kabul etmek yerine, salt bir içgüdüyle de olsa karşı durarak, bir değişim ve dönüşüm sürecine girmekten çok, bir değiştirme ve dönüştürme inadıyla hareket ederek, kent ya da metropol yerine onları da ifade eden ama ifade ettiği kadar, eski yaşam biçiminden pek çok izler taşıyan ve bu yönüyle kentten ve metropolden farklılaşarak adeta yeni bir coğrafya ve yaşam biçimini içeren ve adı ‘şehir’ olan başka bir olguyu ortaya çıkarmıştır. Sonuç olarak Batılı kent insanı yabancılaşarak ayrışıp, bencilleşirken Doğulu şehir insanı memleket haline dönüştürdüğü yerlerde hemşeri ruhuyla bu Batılı sıkıntıyı kolayca aşabilmiştir.</p>
<p>Bir başka açıdan, kentleşme öncesi durumun bir sevki tabiiyle yeniden ele alınışı ya da içgüdüsel bir yorumlamaya tabi tutularak parçalanmamış bir biçimde yeniden üretilmesi anlamına da gelen Doğulu insanın bu çabası kendiliğinden olduğu kadar kamusal alanın da tamamen dışındadır. Yaklaşık bir buçuk asırdır tartışılan kent, şehir ve metropol konulu çalışmalarda unutulmuş görünen anlama ve değerlendirme farklılaşmasının temelinde de bu unutulan şehir olgusu yatmaktadır.</p>
<p>Günümüzde bilimsel olma ve bilgili görünme marjinal tavrının modernist ve gelenekçi olarak ayırdığı aydın guruplaşması da hattı hareketini bu minval üzere kurmuş bulunduğundan, birileri kentli savunmaların tepkisiyle beton ya da metal yığınlarına yönelirken modern olmakta, birileri de geleneğin manipüle edilmesi sonucu köye sığınmakta ve böylece gelenekçi kalmaktadır… Oysa ortaya çıkış şekliyle bizde ne köy ne de şehir anlayışı, Batılı anlayış tarzında karşılığını bulamamaktadır. Bugün modern kentin kaçınılmaz ve aşılmaz gibi görünen yapısal rahatsızlıklarını şehri inkâr ederek kentli güdülerle kabul etmek zaman/mekân bağlamında bireysel bir unutuşun ürünüdür.</p>
<p>Doğulu toplumun bir bakıma kenti şehir haline getirerek şerh edişi diye de yorumlayabileceğimiz bu insiyaki çabasını çok iyi değerlendirmek gerekiyor. Zira siyasal, sosyal, toplumsal ve bireysel bazda pek çok avantaj sağlayacak bu özgün çaba eğer doğru değerlendirilebilirse, pek çok sosyal sıkıntının da daha kolay tespit edileceği görülecektir.</p>
<p>Değil midir ki, başlı başına alternatif olabilecek kadar önemli bir olgudur şehir… Öyle ki; Devlet ebet müddet anlayışı çerçevesinde kendi özgüvenini devletine yansıtan böylesi bir tarihsel gerçeğin hilafına, Batı’nın kentlerine karşı kendi şehrini kurabilmeye dönük bu çaba bir buçuk asırdır göz ardı edildiği için şehri ve şehirli olmayı bilmeyen kuşaklar yetişmiş ve bu kuşakların yaşadıkları yerlerle o yerlerin hemşerisi olma iddialarının da fazlaca bir anlamı kalmamıştır. Özetle bugünkü halimiz ne kentli, ne şehirli ne de köylü olmaktan uzak bir hâldir. Ve ne kadar süreceği bilinemeyen bu hâlden kurutulabilmek içinde evvela kendimizi sonrada kentimizi özüne döndürmek gerekmektedir. Bu gereklilik artık bir ödevdir. Zira yaşanılan yerin bilincinde olunması, orada duruşun, orada varoluşun ve ora ile pek çok anlamda bir bağ kuruluşunun da bilincinde olunması demektir.</p>
<p>İşte şehirli olabilmeyi öğrenmiş böyle bir bilinç hem kentin ötesine geçmiş hem de şehri tarif edebilmiş bir bilinç olacaktır…</p>
<p>Şahin Torun Eleştirmen – Yazar</p>
<p>Facebook’ta Paylaş Twitter’da Paylaş Google Plus’da Paylaş Yazdır<br />
Önceki Makale</p>
<p>kaynak:https://csb.gov.tr/dogudan-batiya-sehir-ve-insan-makale</p>
</p></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’da Şehircilik Anlayışı</title>
		<link>https://gazetehollywood.com/osmanlida-sehircilik-anlayisi-3-h24559.html</link>
					<comments>https://gazetehollywood.com/osmanlida-sehircilik-anlayisi-3-h24559.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Yiğit]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Jan 2022 14:28:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugün]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[OSMANLI]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı’da Şehircilik Anlayışı]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEHİR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://1453kralmedya.com/osmanlida-sehircilik-anlayisi-3-h24559.html</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı’da Şehircilik Anlayışı 1. Osmanlı Şehir Kurma İlke ve Uygulamaları Şenlendirme Osmanlıların, şehirleri fethettikten sonra bu şehirlerde yaptıkları imar faaliyetlerini XV. yüzyılın çağdaş kaynaklarından örneğin Aşıkpaşazade ya da Neşri tarihinden takip edebilmekteyiz. Padişahları esas alarak Osmanlı tarihini anlatan bu kaynaklar, her bir padişahın tarihini anlatırken onların şehirlere yaptıkları katkıları ve yatırımları da tek tek zikretmişler &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-size:18px;">
<p></p>
<div class="entry-content">
<p>Osmanlı’da Şehircilik Anlayışı</p>
<p>1. Osmanlı Şehir Kurma İlke ve Uygulamaları</p>
<p>Şenlendirme Osmanlıların, şehirleri fethettikten sonra bu şehirlerde yaptıkları imar faaliyetlerini XV. yüzyılın çağdaş kaynaklarından örneğin Aşıkpaşazade ya da Neşri tarihinden takip edebilmekteyiz. Padişahları esas alarak Osmanlı tarihini anlatan bu kaynaklar, her bir padişahın tarihini anlatırken onların şehirlere yaptıkları katkıları ve yatırımları da tek tek zikretmişler ve hayır dualarda bulunmuşlardır. Şehirlerin imar sürecini ifade etmek için bu kaynaklarda kullanılan bir terim, Osmanlıların şehir kurma pratiğini adlandırmak için çok uygun gözükmektedir: Şenlendirme. Şehirlerin imarı, abad edilmesi, nüfuslandırılması, huzur ve güvenliğin temini ve iaşesinin temini gibi şehircilik ve şehirleşme faaliyetlerinin tümünü birden ifade etmek için kullanılan “şenlendirme” kelimesini biz de burada kullanmayı tercih ettik.</p>
<p>1.1 Şehirler ve Fetih</p>
<p>En başta ifade etmek gerekir ki Osmanlı siyasî yapı ve kültürü, içinde bulunduğu toplumsal âdet ve geleneklere aşırı duyarlı idi ve fethettiği toplumların maddi ve kültürel zenginliklerden kendisi de payını alıyordu. Fakat geleneklerin ötesinde dikkate aldığı güçlü bir İslam hukuku ve Türk-İslam devlet geleneği yani fiili uygulama vardı. Bu hukuk ve gelenek bir şehrin fethi aşamasında başlardı. Eğer şehir sulh/barış ile fethedilirse, İslam hukukuna ve Osmanlı uygulamasına göre şehir halkının canına ve malına dokunulmaz idi; Bursa’nın, Edirne’nin fethinde olduğu gibi. Eski gayrimüslim şehir ahalisinin güvenle şehirde yaşaması için tek şart devlete itaatini cizye vergisi vererek kabul etmesiydi. Fethedilen şehrin halkı kendi mülklerinde oturmaya devam eder, fetih sonrası gelen göçmenler ise yeni mahalleler kurarak şehrin imarına girişirlerdi. Zamanla, insanlar arası mülk alışverişi ile ya da gelen göçmenlerin zaten karışık unsurlar ihtiva etmesi ile heterojen mahalleler ve şehir teşekkül ederdi.</p>
<p>Diğer taraftan eğer bir şehrin fethi sulh ile değil de savaşla/zorla oldu ise, fetihten sonra o şehrin ahalisinin esir alınması ve mallarına el konulması kanunî hak idi. Nitekim İstanbul’un fethi böyle olmuştur. Galata bölgesi ise sulh ile alındığı için onlara dokunulmamıştır. İstanbul’un Rum halkı esir edilmiş, evlerine, fetihle birlikte gelen ya da göç eden insanlar yerleşmiştir. Tüm ibadethanelerin camiye çevrilmesi de hukuken mümkün hale gelmiştir. Şüphesiz bu durum, esir olan halkın fidyesini ödeyerek hürriyetini kazanmasına ve şehirde oturmaya devam etmesine mani değildir. Ya da göçle gelen gayrimüslimlerin şehirde farklı muamele görmesine de yol açmamaktadır. İstanbul örneğine devam edersek, her ne kadar fetihle birlikte Rumlar esir edilmiş ve mallarına el konulmuşsa da, teori ile pratik ya da norm ile uygulamada uygulamanın önemini bizi gösterircesine, Fatih Sultan Mehmet hürriyetlerini ve mallarını Rumlara iade etmiş, ibadethanelerinin sadece bir kısmını camiye çevirmekle yetinmiştir. Böylece çok sayda Rum diğer gayri Müslimlerle birlikte İstanbul’da yaşamaya devam edebilmiştir. Nitekim 20. yüzyıla kadar da Rumlar, Müslümanlardan sonra İstanbul’da en fazla nüfusa sahip (%20 civarı) unsur olmuştur. 1.2 Şehir Tahrirleri ve Kanunnameleri Güven ortamı ile fethin ilk aşaması temin edildiğinde ikinci aşama olarak yerel âdetlerin ve demografik bilgilerin öğrenilmesine ve buna göre kuralların konulmasına yönelik “sancak/şehir kanunnameleri”nin hazırlanmasına geçilirdi. Dolayısıyla Osmanlılarda her şehrin kendine mahsus, yerel şartları dikkate alan kanunları vardır. Böyle bir tespit şüphesiz bir şehrin önceki halini bilerek yeni halinde bir süreklilik sağlama niyetinin de göstergesidir. Bir anlamda bu usul, geçmiş kültür ve geleneklerinin öğrenilmesi ve yaşatılması sonucunu doğurmaktadır. Ö. L. Barkan ve H. İnalcık çalışmaları ve 1. Akgündüz’ün detaylı neşirleri ile ortaya konan bu usulü XV. asrın ikinci yarısından itibaren elimizde olan eserlerden takip edebilmekteyiz. Göknur Karaduman, sancak kanunnamelerini tanıttığı makalesinde bahsini ettiğimiz süreci İnalcık’ın anlatımlarına dayandırarak şöyle tanımlar:</p>
<p>“… öncelikle Osmanlı Devleti’nin bir bölgeyi fethini müteakip, o bölgede bir tahrir yaptırdığını görmekteyiz. Bölgede ilk kez yaptırılan bu birinci tahrir, Osmanlı Devleti’nin bölgedeki hâkimiyeti ve bölge halkı üzerindeki meşruiyeti acısından çok büyük önem taşımaktadır. Yeni fethedilen bölgelerde yapılan ilk tahrirlerde, fetihten önce o bölgede geçerli olan eski yasalar ve bölgeye ait örf ve adetlerin, Osmanlı Devleti kanunları ile birlikte sancak kanunnamelerinde yer aldığını görmekteyiz. Gerek Avrupa, gerek Doğu Anadolu ve gerekse Orta Doğu’daki yeni fethedilen yerlerde, özellikle fethi izleyen geçiş dönemlerinde, kanunnamelerde eski kanunlar yer almış ve çoğunlukla daha sonraki dönemlerde yapılan tahrirleri müteakip hazırlanan sancak kanunnamelerinde bu maddeler değiştirilmiştir. Buradaki amaç; fethedilen bölgelerin Osmanlı hâkimiyetine, Osmanlı vergi sistemine geçişinin yumuşak olması ve tarihsel, bölgesel ve ekonomik farklılıklar gözetilerek adaletsizliklerin ortadan kaldırılmasıdır.”</p>
<p>Aynı şekilde nüfusun ve unsurlarının ve ayrıca mülklerin tespitine yönelik de sayımlar (tapu tahrirleri) yapılmış böylece bir taraftan şehrin fetihten sonraki hali her açıdan tasvir edilirken diğer taraftan bundan sonra o şehirde nasıl bir şenlendirmeye ihtiyaç olduğu da tespit edilmiştir. 1.3 Şehirlerin Yönetimi: Adalet, Güven ve Huzurun Tesisi Fetih süreci ve sayımlarla birlikte gerçekleştirilen diğer bir süreç o şehirde, adalet ve güvenliğin temini için hukukî-beledî yönetici (kadı) ve asayiş-idarî yönetici (subaşı, yasakçı, ağa, şehremini…) tayininin yapılmasıydı. Böylece fethedilen bir şehirde güvenlik, otorite, adalet ve güvenlik olarak tasnif edebileceğimiz süreç tamamlanmış olurdu. Kadılar Osmanlı şehirlerinde sadece hukuki işlere bakmazlar, şehrin gündelik yaşamının, altyapısının, kurumlarının ve iktisadi hayatının (iaşe) adaletle, güvenle ve süreklilik çerçevesinde bir verimlilikle çalışmasını da temin ve idare ederlerdi. Hem devletin şehirdeki görevlisi hem de Avşehrin devlet nezdindeki temsilcisi idi. Şeriyye Sicilleri olarak bildiğimiz kadıların tuttuğu ve yirmi binden fazlasının yani milyonlarca davanın elimizde olduğu defterler onların Osmanlı şehirlerinde çok yönlü işlevlerini bize göstermektedir. Elbette, kadıları şehri tüm işlerinin tek idarecisi değildi. Subaşı ve benzeri statüdeki görevliler asayişi, eminler mali işleri, kethüdalar esnaf örgütlerini, imamlar yani dini görevliler mahalleleri ve cemaatleri, mütevelliler vakıfları sevk ve idare ederlerdi.</p>
<p>Şehirlerin Osmanlılaştırılması sürecinin bu icrai faaliyetleri bizlere bazı ilkeleri ortaya çıkarma fırsatı vermektedir. Bunlar kısaca süreklilik, çok kültürlülük ve yerinden yönetim olarak günümüz diline çevrilebilir diye düşünüyoruz.</p>
<p>2. Tevarüs: Osmanlı Şehirlerinde Süreklilik</p>
<p>Burada süreklilikten kasıt çok yönlüdür. Birincisi, ilkesel olarak Osmanlıların içerisinden çıktıkları İslam ve Türki ilke ve adetleri kendi idari süreçlerinde devam ettirmeleridir. Fetih yöntemleri, yapılan tahrirler ve idari icraatlar bu sürekliliğin unsurları olarak görülmelidir. İkincisi ise fethedilen şehirlerin varolan örf ve adetlerine yönelik hassasiyet ve bunlarla Osmanlı sistemini adapte etme uğraşısı ile ortaya çıkan süreklilik unsurudur. Özellikle sancak kanunnamelerinde tam da yapılmak istenen bu olarak yorumlanabilir. Zira Balkan şehirleri için Bizans, Macar ve feodal örflerinin ve Anadolu şehirleri için Kayıtbay Kanunundan diğer beylik kanunlarına kadar ki adetlerin tespit edilip Osmanlı sistemi ile bunların örtüştürülmeye çalışılması gündelik hayattaki sürekliliklerin temini açısından son derece kıymetli uygulamalardır.</p>
<p>Üçüncü olarak ise şehrin mimari unsurlarının ve inşa edilmiş alanlarının yakılıp yıkılması yerine olabildiğince tamir ve tadil edilerek kullanılmasına yönelik bir uygulama de var olan şehrin teknik, estetik ve yaşanabilir alanlarla ilgili birikiminin sürdürülmesine yönelik bir adım olarak değerlendirilmelidir. Özellikle XIX. Yüzyıl sömürgecilik dönemindeki şehirleşme politikalarına bakıldığında bir fark çok açık gözükür. Birçok sömürge şehrinde mevcut meskûn mahaller ve mimari olduğu gibi bırakılıp sömürgeci devletlerle yeni meskûn alanlar ve mimari tarzlar oluşturulmuştur. Onun için de eski Rabat, yeni Rabat; eski Kahire yeni Kahire ya da yepyeni Yeni Delhi, Kalküta gibi şehirler ortaya çıkmış bir anlamda yerel unsurlar ölüme terkedilmiştir. Oysa Osmanlı şehirlerinde hem fetih öncesi var olan unsurlar ve mahaller ihya edilmiş hem de külliyeler yoluyla bu şehirler büyütülmüştür. Osmanlıların yeni şehirler kurmak yerine var olan şehirleri (Bursa, Edirne, Sarayova, Üsküp, Kütahya, Kastamonu…) büyütmeyi tercih etmeleri bu çerçevede örnekler olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p>2.1 Şehir ve Kimlik</p>
<p>Çok kültürlülük ve Bir arada Var olma Fethi takip eden ilk yıllarda İstanbul’da muhtemelen 50 binin çok altında bir nüfus vardı. Kısa zaman içerisinde, kabaca 50 yıl sonra bu nüfus 100 bine ulaştı. Biraz daha sonra yani Kanuni Sultan Süleyman devrine isabet eden bir asır içerisinde ise yaklaşık 300 bin kişiyi içerisinde barındıran bir şehir vücuda geldi. Paris ve Londra gibi şehirlerin bile 100 bin civarındaki nüfusu düşünülürse, bu coğrafyanın en büyük şehrine dönüştü. Fetih sonrasında önemli miktarda Rum nüfus İstanbul’da yaşamaya devam etti. Hatta Ortodoks Patrikhanesine Fatih tarafından atanan yeni patrik ile Hristiyanlığın da merkezi olmayı sürdürdü. Galata tarafında ise Latin ve Frenk nüfus zaten mevcut idi. 1490’lardan sonra İstanbul, İspanya’dan kovulan Yahudi gruplara kapılarını açtı. Aynı yıllarda ve sonrasında önemli miktarda Ermeni nüfus İstanbul’a yerleşti. Kafkaslardan ve Balkanlardan gelen çok çeşitli etnik ve dinî grup ile Roman nüfus da bu süre zarfında İstanbullu oldu. Müslüman nüfus da şüphesiz yeknesak değildi İstanbul’d1. 1453 yılındaki fetihten sonra asker olarak gelip şehirde yaşamaya başlayan nüfus Anadolu’dan Balkanlara birçok farklı bölgeden-kültürden gelmişti. Sonraki yıllarda artarak devam eden göç dalgası ile Anadolu ve Balkan coğrafyasının, her köşesinden Müslüman gruplar İstanbul’da yaşamaya başladılar. Kısacası, fethin yüzüncü yılında İstanbul, başta İslam’ın olmak üzere Ortodoks Hristiyanlığın, Yahudilerin, Ermenilerin kutsal emanetlerine ve dünyadaki en büyük nüfuslarına sahip dünyanın en büyük ve en zengin şehirlerinden biri oldu.1</p>
<p>Yukarıda aktardığımız İstanbul’a dair rakamlar bize şunu söylüyor. Hem dinî açıdan Müslüman, Hristiyan, Yahudi nüfus hem de etnik ve kültürel olarak Türk, Arnavut, Arap, Boşnak, Kürt, Rum, Ermeni, Roman, Latin ve Frenk gibi çok çeşitli unsurlar Osmanlı İstanbul’unda birlikte var olmuşlardır. 1900’lü yıllara kadar da dinî olarak Müslüman ve diğer dinler arasındaki oran %60’a %40 ya da %50’ye %50 gibi bir oranla sürmüştür. Ancak 1900’lü yıllara tekabül eden Kafkas ve Balkan Müslümanlarının Anadolu’ya doğru zorunlu göçleri ve neredeyse tek etnik gruba dayalı yeni ulus devlet sürecinde İstanbul homojenleşmiş ve yeknesak bir kimlik ve kültüre büründürülmeye çalışılmıştır.</p>
<p>Peki, Osmanlı şehirlerinin bu çok dinli ve ırklı yapısı, insanların şehirlerde bir arada ahenkle yaşadığı ve kültürel anlamda birbirileriyle etkileşim içerisinde oldukları anlamına mı gelmektedir? Elbette, böyle bir çeşitliliğin bir şehirde yaşaması birlikte var olmak için birinci şarttır, ama yeter şart değildir. Bizans İstanbul’undan bahsederken de bu kadar çeşitli olmasa da bazı etnik-dinî unsurların şehirde var olduklarını belirttik. Modern öncesi bazı Avrupa şehirlerinde de azda olsa bir nüfus çeşitliliğini görmek mümkün. O zaman sorduğumuz sorunun cevabı, bu çok çeşitli insan gruplarının şehir içindeki yerleşim biçimlerinde ve aralarındaki iletişimi/etkileşimi artıracak kanalların olup olmamasında düğümleniyor. Osmanlı şehirleri dışındaki hiçbir Avrupa ve Bizans şehrinde isteyen istediği yerde oturamazdı. Her etnik-dinî unsurun nerede oturacağı belliydi ve bir yerden başka bir yere taşınması yasaktı. Burada “hukuk” ve “yasak” kelimelerini bilinçli olarak kullanıyorum, çünkü kimin nerede oturacağının hukukî olarak ya da devlet zoruyla belirlenmesi ile insanların sosyolojik, kültürel ve ekonomik gerekçelerle birbirilerine yakın oturmayı tercih etmeleri arasında çok büyük fark vardır. Ayrıca bir kere bir yeri tercih ettikten sonra oradan ne gerekçe ile olursa olsun taşınma ve hareket etme serbestisi ya da esnekliğinin olması da çok kritiktir. Eğer insanlar tercihlerine göre bir yer seçiyor ve gerektiğinde hareket edebiliyorsa ancak o zaman yukarıda saydığımız nüfus çeşitliliğinin bu şehirde karışık oturması ve birbirleriyle iletişim ve etkileşimi mümkün hale gelir.</p>
<p>Osmanlı şehirlerinde ve İstanbul’unda belirli dinî ve etnik gruplar belirli bir mahallede oturmayı tercih edebiliyorlardı ve fakat taşınabilme esneklikleri de vardı. Dolayısıyla bu şehirlerde pek çok farklı dinî ve etnik unsurdan insan aynı mahallede karışık oturabiliyordu. Osmanlı kaynakları, heterojen dediğimiz, çeşitli grupların bir arada yaşadığı ve aralarında iletişim ve etkileşimi ifade eden örneklerle doludur. “Getto” denilen sadece bir gruba mahsus bölgeler hiçbir Osmanlı şehrinde gözükmemektedir. Oysa Avrupa şehirlerinin pek çoğunda özellikle Yahudiler için “getto” denilen mahaller söz konusudur. Bugün Toledo’da, Prag’ta, Paris’te “Yahudi Mahallesi” olarak gezilen yerler geçmişte, başka bir yerde oturmasına izin verilmeyen bir dinî unsurun mahalleleridir. Başka dinî ve etnik unsurlar için de benzeri mahaller oluşturulmuştur. Bizans İstanbul’unda da, örneğin Yahudilerin defalarca şehirden ihraç edildiklerini, şehirde yaşamalarına izin verildiğinde ise bazen Galata’da bazen de Suriçi’nde belirli yerlerde oturmaya mecbur edildiklerini tarihî kaynaklardan okuruz. Latinlerin ve Müslümanların da aynı şekilde bazı dönemlerde Galata’da bazen de Sirkeci sahil bölge sinde iskâna mecbur edildiğini görmekteyiz. Bizans ve Osmanlı dönemi İstanbul’undaki nüfus kompozisyonu ve yerleşim biçimlerindeki farklı tutum alışların benzerini Granada’nın Endülüs ve İspanyol dönemlerindeki tarihini inceleyerek de fark edebiliriz.</p>
<p>Dinî ve etnik çeşitlilik ile tercihe ve esnekliğe dayalı yerleşim biçimi Osmanlıların Anadolu ve Balkan şehirlerinin pek çoğunda vardır. Onun için de özellikle Osmanlıların şekillendirdiği Bursa, Edirne, Selanik, Saraybosna, Üsküp, Sofya, İşkodra, Belgrad şehirleri pek çok açıdan birbirlerine benzemektedir. Nüfus çeşitliliği bir yana, bu çok kültürlülüğünün sonucu olarak mimari, ticaret, gündelik yaşam ve yeme-içmeye kadar çok farklı alanlarda benzeri tavır alış özellikleri gösterirler. Müslümanlıkları ile birlikte sahip oldukları zengin çeşitlilik en bariz bir şekilde göze çarpmaktadır.</p>
<p>Örneğin mimari olarak, bu şehirlerde tüm dinlerin ibadethanelerini bulabilirsiniz. Tüm kültürlerin kendine mahsus, ahşap, taş, avlulu, sıralı mimari tercihlerine rastlayabilirsiniz. Ermeni bir ustanın, Müslümanların kullandığı bir eseri inşa ettiğini görebilirsiniz. 2 Çarşıda, bedestende herkesin dükkânı olabilir, meslekî loncalarda birlikte çalışılabilir. Tüm dinî ve etnik unsurlar kadı mahkemelerine gelip aralarındaki davaları görebilir.</p>
<p>Birbirlerinin dillerini ve âdetlerini de öğrenirler. Mesela İstanbul tarihi de yazan Ermeni tarihçi Eremya Çelebi’nin 1656 yılında “Bugün Türkçe Elifbe’yi bitirdim ve Hazreti İsa’nın inayetine sığınarak Amme’ye başladım” demesi, bunun çok güzel bir örneğidir. Benzeri şekilde aynı dönemde yaşayan Müslüman Evliya Çelebi de 10 ciltlik Seyahatname’sinde bize tüm Osmanlı coğrafyasının dillerini, kültürlerini hiç yabancılık çekmeden anlatır, örnekler verir. İstanbul’da ya da Osmanlı şehirlerinin yemek kültüründe bugün bile görülen çeşitliliğin bu tarihsel mirasın sonucu olduğunu kim inkâr edebilir!</p>
<p>Osmanlı şehirlerini pek çok açıdan Avrupa şehirleri ile mukayese etmek mümkünken, dinî-etnik çeşitlilik ve birlikte var olma tecrübesi açısından böyle bir mukayese yapmak neredeyse imkânsızdır. O zaman bu noktada şöyle bir soru akla gelmektedir. Peki, böyle bir kozmopolit/çok kültürlü yapının kaynağı nedir? Fiilî bir durum mudur, yoksa yazılı bir kanuna mı dayanmaktadır?</p>
<p>Bu soruların cevabı yukarıda bahsedilen fetih sırasındaki hukukta, sonrasında yapılan tahrir uygulamaları ile ulaşılmaya çalışılan sürekliliklerde ve İslam hukukuna dayalı kadılarca temin ve takip edilen zimmi hukukunda aranmalıdır.</p>
<p>Sonnotlar</p>
<p>1 Bkz. Halil İnalcık “Fatih, Fetih ve İstanbul’un Yeniden İnşası”, Dünya Kenti İstanbul– İstanbul World City. (Afife Batur ed. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1996), pp. 22-37.</p>
<p>2 Pekçok örneği arasında Süleymaniye Camii’nin inşaat süreci bu açıdan manidardır. Bkz. Ömer Lütfi Barkan, Süleymaniye Cami ve İmareti İnşaatı (1550- 1557) I-II, Ankara, 1972-79.</p>
<p>Yrd. Doç. Dr. Yunus Uğur</p>
<p>kaynak:https://csb.gov.tr/osmanli-da-sehircilik-anlayisi-makale</p>
</p></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gazetehollywood.com/osmanlida-sehircilik-anlayisi-3-h24559.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emine Erdoğan, Enpati Hayvan Dostu Şehirler ödül törenine katıldı</title>
		<link>https://gazetehollywood.com/emine-erdogan-enpati-hayvan-dostu-sehirler-odul-torenine-katildi-h18765.html</link>
					<comments>https://gazetehollywood.com/emine-erdogan-enpati-hayvan-dostu-sehirler-odul-torenine-katildi-h18765.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Yiğit]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jul 2021 10:29:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÜLTÜR SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Enpati Hayvan Dostu Şehirler ödül törenine katıldı]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEHİR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://1453kralmedya.com/emine-erdogan-enpati-hayvan-dostu-sehirler-odul-torenine-katildi-h18765.html</guid>

					<description><![CDATA[Emine Erdoğan, Enpati Hayvan Dostu Şehirler ödül törenine katıldı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Türkiye Belediyeler Birliği tarafından Keçiören Belediyesi Sokak Hayvanları Rehabilitasyon Merkezi’nde düzenlenen “Sahipsiz Evcil ve Sokak Hayvanlarının Barınma ve Beslenme Şartlarının İyileştirilmesi Fikir ve Proje Yarışması (Enpati Hayvan Dostu Şehirler)” ödül törenine katıldı. Törendeki konuşmasına yarışmayı düzenleyen Türkiye Belediyeler Birliği’ne &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-size:18px;">
<p></p>
<div class="entry-content">
<p>Emine Erdoğan, Enpati Hayvan Dostu Şehirler ödül törenine katıldı</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Türkiye Belediyeler Birliği tarafından Keçiören Belediyesi Sokak Hayvanları Rehabilitasyon Merkezi’nde düzenlenen “Sahipsiz Evcil ve Sokak Hayvanlarının Barınma ve Beslenme Şartlarının İyileştirilmesi Fikir ve Proje Yarışması (Enpati Hayvan Dostu Şehirler)” ödül törenine katıldı.</p>
<p>Törendeki konuşmasına yarışmayı düzenleyen Türkiye Belediyeler Birliği’ne şükranlarını sunarak başlayan Emine Erdoğan, ev sahipliği için de Keçiören Belediyesi’ne teşekkür etti.</p>
<p>Orijinal fikirler üreten tüm belediyeleri kutlayan Emine Erdoğan, “Dünya ortak evimizdir. Bu evi, diğer tüm canlılarla paylaşıyoruz. Onların, temel haklarına kavuşmasına yardımcı olmak hepimizin sorumluluğudur. Beslenmelerinden tedavilerine kadar, üzerimize düşen birçok ödev var” diye konuştu.</p>
<p>Bugün, sokaklarda çok sayıda kedi ve köpeğin yaşam mücadelesi verdiğine işaret eden Emine Erdoğan, hayvanların barınacak yer ve yiyecek bulmakta çektikleri sıkıntılara üzülerek şahit olduklarını söyledi.</p>
<p>“HAYVANLARA GÖSTERİLEN ŞİDDETİN HİÇBİR TÜRÜNÜ ASLA KABUL EDEMEYİZ”</p>
<p>Haberlerde hayvanlara yönelik kan donduran şiddet vakalarını duyduklarını anlatan Emine Erdoğan, şöyle konuştu: “Hayvanlara gösterilen şiddetin hiçbir türünü asla kabul edemeyiz. Bu suçların oluşmadan önlenmesi için çözüm üretmemiz gerekiyor. Hayvanların yaşam şartlarının iyileştirilmesi, bu konuda atılacak önemli adımlardan biridir. Barınakların şartları düzeltilmelidir. Bu konuda hayvan severlerin de talepleri var, biliyorsunuz. Kafeslerin içinde geçen yaşam, yaşam değil tutsaklıktır. Hayvanların yeme içme kadar serbest dolaşma ihtiyaçlarına da cevap verecek, yaşam alanlarına ihtiyaçları var. Belediyelerimizin yenilikçi projeleriyle tüm bu ihtiyaçları karşılayan yaşam alanlarının oluşacağına yürekten inanıyorum.”</p>
<p>Emine Erdoğan, belediyelerin, hayvan severlerle dirsek temasında olmasının da çok faydalı olacağını belirterek, “Onların saha tecrübesinden istifade etmek, en iyi çözümlerin oluşmasını sağlayacaktır” dedi.</p>
<p>Üniversitelerde gençlerin sokak hayvanları için çok güzel çalışmalar yaptıklarına da dikkati çeken Emine Erdoğan, “Kurdukları kulüpler aracılığı ile nice hayvanı sahiplendirip, tedavi ettiriyorlar. Gençlerin enerjisini kendimize katarsak, hedeflerimizi gerçekleştirmede daha hızlı yol alabiliriz. Belediyelerimiz ile hayvan severler arasındaki iş birliğinin artması, eminim ki mutluluk verici sonuçlar doğuracaktır” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Hazırlanan projelerin kategorilerine bakıldığında, yapılacak çok iş olduğunu vurgulayan Emine Erdoğan, şöyle devam etti: “Tesisten yazılıma, tedaviden mama üretimine ve farkındalık çalışmalarına kadar birçok parlak fikir bir araya gelmiş. 223 başvurunun her birinin yaygınlaşması hâlinde çok güzel sonuçlar doğuracağından eminim. Tabii tüm başlıklar arasında biri var ki belki hepsinden çok daha önemli, o da farkındalıktır. Hayvanlar susadıklarında, acıktıklarında ya da yaralandıklarında yardım isteyemiyorlar. Onların farkında olmak, sessiz feryatlarını duymak boynumuzun borcudur. Yediden yetmişe, hepimizin işin bir ucundan tutması lazım. Bugün hâlâ cins hayvanların, özel günlerde hediye edilecek bir eşya gibi alındığını, sonra sokağa atıldığını maalesef görüyoruz. Oysa barınaklarda, sevgiye hasret onca hayvan var.”</p>
<p>“MERHAMET, İNSAN KALBİNİN YEGÂNE GIDASIDIR”</p>
<p>Emine Erdoğan, geçen yıl Hayvanları Koruma Günü’nde, Yedikule Hayvan Barınağı’ndan “Leblebi”yi sahiplendiklerini anımsatarak, “Özellikle engelli olduğu için onu istedik. Buradan anne babalara tüm kalbimle bir çağrıda bulunmak istiyorum. Çocuklarımız, evcil hayvan istediklerinde onları barınaklara götürelim. Oradaki canlar, yalnızca başlarını okşayacak bir el istiyor. Onlara bir şans verelim. Çocuklarımızın gerçek sevginin, iyileştiren ve dönüştüren gücünü tecrübe etmelerini sağlayalım” diye konuştu.</p>
<p>Eğer bir hayvana bakacak imkân yoksa bile müsait vakitlerde çocuklarla barınakların ziyaret edilebileceğini, oradaki hayvanlarla vakit geçirilip, ihtiyaçlarının karşılanabileceğini dile getiren Emine Erdoğan, “İnanın, bu sadece hayvanlara değil bize de iyi gelecek. Çünkü merhamet, insan kalbinin yegâne gıdasıdır” dedi.</p>
<p>“MAHALLEMİZDE YAŞAYAN HAYVANLARA SAHİP ÇIKALIM”</p>
<p>Emine Erdoğan, hayvanlara güzel muamele etmek ve zarardan korumak için ihtiyaç olan reçetenin, medeniyet tecrübesinde olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti: “19. yüzyılda dünyanın ilk hayvan hastanesi Düşkün Leylekler Evi’ni kuran, medeniyetimizi inşa eden vicdanlardır. Tarih sayfalarımız, yabani hayvanlardan kuşlara kadar, her tür hayvanın bakımıyla ilgilenen sayısız vakıfla doludur. Bugün ne yazık ki birçok değerimizi yitirdik. Hayvanlara bir kap mama, bir kap su verilmesi için büyük kampanyaların düzenlenmesinin gerekmesi, insanlık adına büyük ayıptır. Bunları zaten yapıyor olmamız gerekir. Lütfen kalbi selimin zirvesini yaşamış, merhamet mirasımızı ihya etmek için ele ele verelim. Mahlûkatın, üzerimizde çiğnenemez hakları olduğu şuuruyla hareket edelim. Mahallemizde yaşayan hayvanlara sahip çıkalım. Son derece basit birkaç adımla bile hayatı hem onlar hem de kendimiz için kolaylaştırabiliriz. Mesela basit malzemelerle barınabilecekleri kulübeler yapabiliriz. Sokaklarımızın belli köşelerinde su ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılayacakları alanlar oluşturabiliriz. Belediyelerimizle iş birlikleri geliştirerek yaşam alanlarımızı, güvenli hâle getirebiliriz.”</p>
<p>“HİÇBİR HAYVANIN İNCİTİLMEDİĞİ VE HAKLARININ EKSİKSİZ TESLİM EDİLDİĞİ BİR DÜNYA DİLİYORUM”</p>
<p>Emine Erdoğan, bugüne kadar hayvanlar için büyük bir mücadele vermiş tüm hayvan severlere teşekkür ederek, “Gerçekten, iyilik ve merhamet adına eşsiz bir insanlık örneği sergiliyorlar. Hiçbir karşılık beklemeden, üstün bir fedakârlıkla, maddi ve manevi birçok yükü sırtlanıyorlar. Onlara çok büyük bir gönül borcumuz var. Hiçbir hayvanın incitilmediği ve haklarının eksiksiz teslim edildiği bir dünya diliyorum” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Emine Erdoğan, “Patibook” projesiyle Adana Büyükşehir Belediyesi’ne, “Sahipsiz Patilere Umut Ol” projesiyle Kütahya Belediyesi’ne ve “Keçiören Belediyesi Sokak Hayvanı Rehabilitasyon Merkezi” projesiyle Keçiören Belediyesi’ne ödüllerini verdi.</p>
<p>Emine Erdoğan, hayvan haklarını korumadaki katkılarından dolayı sanatçı Yonca Evcimik’e de ödül verdi.</p>
<p>Program sonunda Emine Erdoğan’a da Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok ve TBB Başkanı Fatma Şahin tarafından hediye takdim edildi.</p>
<p>Daha sonra ödül alan başkanlar ile toplu fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>
<p>Program öncesinde Emine Erdoğan, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Şahin, Keçiören Belediye Başkanı Altınok ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Özlem Zengin ile barınakları gezerek yetkililerden bilgi aldı.</p>
<p>Klinikte yeni doğan ünitesinde tedavi altında tutulan ve annesi olmayan bir günlük kediye biberonla süt veren Emine Erdoğan, kedilerin çocuklar için adeta bir “rehabilitasyon” olduğunu söyledi.</p>
<p>Barınakta bakım altına alınan kedi, köpek ve kuşlarla da ilgilenen Emine Erdoğan, ses telleri kesilen, kötü şartlar altında tutulduğu tespit edilen ve barınakta rehabilitasyona alınan köpekler hakkında bilgi aldı. Hayvanların ses tellerinin kesilmesini “vahşet” olarak nitelendiren Emine Erdoğan, hayvan sahiplenmek isteyenlere de “Satın almayın, barınaklardan sahiplenin” çağrısında bulundu.</p>
<p>Emine Erdoğan, barınak gezisi sırasında kucağında taşıdığı ses telleri alınan köpek ile tören alanına giriş yaptı. Burada kendisini karşılayan sanatçı Yonca Evcimik ise köpeği bir süre kucağında tutarak sevdi. Tören sonunda Emine Erdoğan, köpeği Yonca Evcimik’e vererek, “Sana emanet ediyorum. Emanetimize çok iyi bakacağınıza inanıyorum” dedi. Yonca Evcimik de “Bakacağım, hiç kuşkunuz olmasın” karşılığını verdi.</p>
<p>Kaynak:https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/128838/emine-erdogan-enpati-hayvan-dostu-sehirler-odul-torenine-katildi</p>
</p></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gazetehollywood.com/emine-erdogan-enpati-hayvan-dostu-sehirler-odul-torenine-katildi-h18765.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi</title>
		<link>https://gazetehollywood.com/gokova-ozel-cevre-koruma-bolgesi-2-h17705.html</link>
					<comments>https://gazetehollywood.com/gokova-ozel-cevre-koruma-bolgesi-2-h17705.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Yiğit]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2021 16:31:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KÜLTÜR SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[Gökova Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[ketra]]></category>
		<category><![CDATA[sedir]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEHİR]]></category>
		<category><![CDATA[setra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://1453kralmedya.com/gokova-ozel-cevre-koruma-bolgesi-2-h17705.html</guid>

					<description><![CDATA[Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi Genel Özellikleri Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi zengin flora ve faunası ile ekolojik yönden öneme sahip bir Bölge olup, Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi bitki örtüsü özelliklerini birlikte göstermektedir. Boncuk koyu, kum köpek balığı (Carcharinus plumbeus) üreme alanı, Akyaka Kadın Azmağı su samuru (Lutra lutra) üreme ve beslenme alanı özelliğindedir. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-size:18px;">
<p></p>
<div class="entry-content">
<p>Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi</p>
<p>Genel Özellikleri</p>
<p>Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi zengin flora ve faunası ile ekolojik yönden öneme sahip bir Bölge olup, Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi bitki örtüsü özelliklerini birlikte göstermektedir. Boncuk koyu, kum köpek balığı (Carcharinus plumbeus) üreme alanı, Akyaka Kadın Azmağı su samuru (Lutra lutra) üreme ve beslenme alanı özelliğindedir. Ayrıca bölge, ada martısı (Larus audoinii), Akdeniz foku (Monachus monachus), tepeli karabatak (Phalacrocorax aristotelis) türlerinin yaşam alanıdır.</p>
<p>Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi; Muğla ili, Ula ve Marmaris ilçeleri ve bunlara bağlı 3 belde ve 4 köyden oluşmaktadır. Akyaka, Gökova, Akçapınar, Gökçe, Çamlı, Karacaköy ve Çetibeli yerleşim alanlarını içine alır.Gökova Körfezine kadar uzanan Batı Menteşe Dağları ve Ula çöküntü alanlarını oluşturan Doğu Menteşe Dağları ile Gökova Körfezine eğemen durumda yükselen, Yaran Dağları, bölgenin önemli yükseklikleridir. Doğrudan denize açılan küçük vadiler ve iç çöküntü alanlarında alüvyonların birikmesiyle oluşan tarım alanları, Gökova ve Kızılkaya Ovaları olarak isimlendirilmektedir. İkinci derece deprem bölgesi içinde kalmaktadır.</p>
<p>Özel Çevre Koruma Bölgesi içerisinde yer alan ve önemli yerleşim merkezi olan Akyaka Beldesi, Gökova Körfezi’nin kuzeydoğusunda, Muğla’ya 28 km uzaklıkta bulunmaktadır. Beldenin kuzeyinde 1000 m ani yükselen ormanla kaplı bir topografya, doğusunda tatlı suların kaynadığı kadın ve Akçapınar azmakları arasında eşsiz ovası yer almaktadır. Tüm Bölge genelinde olduğu gibi, dere yatakları bir azmakla denize açılmaktadır. Azmaklarda sazlık, bataklık, çayır v.b. alanlar yan yana çoğu kez de iç içe yer almaktadır.</p>
<p>Bölgede önemli alanlardan birisi de Ketra, Setra, Sedir veya Şehirlioğlu Adası olarak bilinen Sedir Adası’dır. Ada, Gökova Körfezi’nin güney kesiminde yer almakta olup, Helenistik ve Roma devrine ait yazıtlar ihtiva etmektedir.</p>
<p>Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi zengin flora ve faunası ile ekolojik yönden öneme sahip bir Bölge olup, Eğe Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi bitki örtüsü özelliklerini birlikte göstermektedir. Maki formasyonuna ilaveten, zeytinlik alanlar da önemli yer tutmaktadır. Ayrıca Bölgede, Kızılçam (Pinus brutia) ve Günlük ormanları (Liquidambar orientalis) büyük bir değer taşımaktadır. Bunu Karaçam, fıstık, sedir ve ardıç gib iğneli ağaçlarla; meşe gibi yapraklı ağaçlar izler. Ayrıca, yer yer sandal, piren, akçakesme, defne, çitlembik ve keçiboynuzu gibi ağaçlar ve ağaççıklar vardır.</p>
<p>Bölge fauna açısından da oldukça zengindir. Bölgenin hemen hemen her kesiminde rastlanan kanatlı hayvanlardan üveyik, bıldırcın, tahtalı keklik, karabatak, balıkçıl, çobanaldatan, kırlangıç, ağaçkakan, sığırcık, karatavuk, bataklık, karga, çaylak, çil, yaban ördeği, yaban kazı, dağ serçesi, kartal, şahin, atmaca ve baykuş ulunmaktadır.</p>
<p>Muğla İlinin Fethiye ve Kınık dışında kalan kısmı, antik çağlarda Karya adıyla bilinen bir bölgedir. Karya’nın bilinen tarihi, İyon’ların bölgeye yerleşmeleriyle başlar. Gökova Körfezinin iki ucuna yerleşen Dor’lar, Knidos ve Halikarnosos’u (Bodrum) kurmuşlardır. Muğla İli 12. yy.da Selçuklu Devleti’nin 15. yy.da Menteşe Beyliği’nin</p>
<p>16. yy.da Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olmuştur.</p>
<p>Kıyılar deniz faunası açısından da zengindir. Yöre sularında bölgede bulunan balık türleri ile diğer deniz ürünlerinin (Ahtapot, istakoz, karabide) hepsi bulunmaktadır. Ayrıca Gökova kıyılarında, Lutra lutra (Su samuru) ile kuzey kesimlerde yunus balıklarının yaşadığı belirlenmiştir.</p>
<p>Kaynak:https://csb.gov.tr/gokova-ozel-cevre-koruma-bolgesi-makale</p>
</p></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gazetehollywood.com/gokova-ozel-cevre-koruma-bolgesi-2-h17705.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İklimi Korumanın Bedeli</title>
		<link>https://gazetehollywood.com/iklimi-korumanin-bedeli-h15350.html</link>
					<comments>https://gazetehollywood.com/iklimi-korumanin-bedeli-h15350.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Yiğit]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Apr 2021 23:22:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugün]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[İklimi Korumanın Bedeli]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN]]></category>
		<category><![CDATA[Koruma]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEHİR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://1453kralmedya.com/iklimi-korumanin-bedeli-h15350.html</guid>

					<description><![CDATA[İklimi Korumanın Bedeli İklimi Korumanın Bedeli 2020 sonrası yeni iklim anlaşması için takvimler gelecek yıl Paris’te düzenlenecek olan 21. Taraflar Konferansı’nı işaret ederken, müzakerelerde henüz ümit vaat eden bir gelişme kaydedilmiş değil. Ne var ki, hükümetler bugünlerde küreyi ısıtmanın ağırlığını bütçelerinde hissettikleri sıcak bir gündemle karşı karşıyalar. Son yıllarda yoğun tartışma bulan “karbonun fiyatlandırılması” konusu, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-size:18px;"> İklimi Korumanın Bedeli</p>
<p></p>
<div class="entry-content">
<p>İklimi Korumanın Bedeli</p>
<p>2020 sonrası yeni iklim anlaşması için takvimler gelecek yıl Paris’te düzenlenecek olan 21. Taraflar Konferansı’nı işaret ederken, müzakerelerde henüz ümit vaat eden bir gelişme kaydedilmiş değil.</p>
<p>Ne var ki, hükümetler bugünlerde küreyi ısıtmanın ağırlığını bütçelerinde hissettikleri sıcak bir gündemle karşı karşıyalar. Son yıllarda yoğun tartışma bulan “karbonun fiyatlandırılması” konusu, yaklaşan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Zirvesi’nde yerini almış bulunuyor. 23 Eylül tarihinde New York’ta gerçekleşecek olan etkinliğin, sera gazı emisyonlarına karşılık bir bedel konulması diğer bir deyişle karbonun fiyatlandırılması üzerine ülke bildirimlerine ev sahipliği yapması bekleniyor.</p>
<p>“Pricing Carbon” yani karbonun fiyatlandırılması, iklim değişikliğine bağlı oluşan sosyal maliyetlerin iktisatta karşılığını bulması anlamına geliyor. Bilindiği gibi, başta fosil yakıtların yanması sonucu ortaya çıkan sera gazlarının neden olduğu küresel ısınma, insan sağlığına olan etkilerinden, artan deniz seviyesinin kıyı kentlerde meydana getirdiği taşkınlara, bitki ve hayvan türlerinin yok olmasına kadar pek çok çevresel sorunu beraberinde getiriyor. Tüm bu etkilerin yarattığı tahribatların bedeli de atmosfere salınan bu emisyonların dışsallıkları olarak her bir coğrafya ve habitatı farklı şekilde ve dolayısıyla farklı mali sonuçlarla etkileyebiliyor. Yale Üniversitesi’nin bir araştırmasına göre tüm bu etkilerin küresel ölçekteki yıllık maliyeti 1.6 trilyon dolar olarak nitelendiriliyor.</p>
<p>Karbon Vergisi mi? Ticareti mi?</p>
<p>Ekonomistler, kurulan piyasa mekanizmalarına rağmen iklim değişikliğinin sonuçlarının gelecek kuşaklara büyük bedeller ve riskler yüklemesinden ötürü, iklim değişikliği ile mücadeleyi bir piyasa başarısızlığı olarak değerlendirmekteler. Çözüm için gerekli olanın, bu bedel ve risklerin piyasa fiyatlarına yansıtılmasında yattığını ve buna giden yolda ise çevresel tahribatlara ait maliyetlerin içselleştirilerek karbon salımlarına fiyat konulmasını gerektiğini ifade etmekteler.</p>
<p>Karbonun fiyatlandırılmasında en yaygın olarak kullanılan politika ve araçlar arasında karbon vergisi ve karbon/emisyon ticareti karşımıza çıkıyor. Dünya Bankası’nın Ecofys uzmanlarının desteği ile hazırladığı “Pricing Carbon Instruments” yayını bu alanda dünya üzerinde tecrübe edilmiş bu ekonomik araçlara ait analizler sunuyor. Şu ana kadar yaklaşık 40 ülkede ve 20 eyalette/kentte bu alanda uygulamalar hali hazırda hayata geçirilmiş bulunuyor.</p>
<p>Aralarında ülkemizin de bulunduğu pek çok ülkede ise karar vericilere dönük analitik çalışmaların yürütülmesi için hazırlıklar yürütülüyor.</p>
<p>Karbon vergileri, iktisadi sistem içerisinde karbona biçilen fiyatı garanti etme rolüne sahipken, emisyon ticaret sistemleri, emisyonları belli bir kota ile sınırlayarak çevresel açıdan pozitif etkiyi garanti edebiliyor. Her iki yaptırım mekanizması, karbona bir bedel biçilmesini ve bu bedelin muhasebeleştirilmesine yardımcı araçlar olarak ele alınabilir.</p>
<p>Üst Sınır Ticareti (Cap and Trade) adı verilen Emisyon Ticaret Sistemleri(ETS) emisyonlar için bir üst sınır belirlenmesini ve tesislere tahsis edilen emisyon izin(permi)leri üzerinden kirleticiler arasında ticareti sağlamakta. Bu noktada ortaya çıkan kritik sorular arasında, bu izinlerin hangi üst sınır emisyon değerine göre, bu üst sınırın tesis bazında emisyon verilerine dayanıp dayanmadığı ve hangi yöntemle tahsis edildikleri yeralıyor. Bu açıdan, 3. fazına giren Avrupa Birliği ETS’inde elde edilen tecrübeler ülkemiz gibi ülkeler için de önemli dersler veriyor.</p>
<p>Öte yandan karbon vergisinin uygulanması sonucunda elde edilecek hazine gelirlerinin düşük karbonlu teşvik araçlarına aktarılması ve bu teşvik mekanizmalarının doğru tasarlanıp işletildiği durumlarda emisyonların azaltımında önemli başarılar elde edilebilmekte. Bu noktada hassas denge, ilgili yaptırımlarla toplum refahına ket vurmadan, toplanan bu gelirlerin tekrar düşük emisyonlu kalkınma (emisyon azaltımı) için geri kazanılmasında yatıyor.</p>
<p>Geçtiğimiz yıllarda, karbonun fiyatlandırılmasına dönük girişimlere, Çin ve Amerika’nın bazı eyaletlerinin de ETS sistemini kullanarak dahil oldukları görülmektedir. Çin’in altı eyaletinde pilot uygulamalar devam ederken, ulusal bir ETS programının 2016 yılında hayata geçirilmesi planlanmış bulunuyor. Bunun yanı sıra, ABD’nin Kaliforniya eyaletinde 2012 yılında hayata geçirilen ETS sisteminin 2015 yılında eyaletin toplam emisyonlarının %85’ini kapsaması hedefleniyor.</p>
<p>Karbon vergisi tarafında ise, dünya genelinde vergi sistemini uygulayan 13 ülke bulunuyor. İsveç gibi hibrid adı verilen gerek karbon gerek ETS sistemini uygulayan ülkeler de bulunmakta. İsveç’in başta elektrik üreticileri ile sanayiyi hedef aldığı ETS’e ilave olarak, konutlarda uyguladığı karbon vergisi ile biyo-kütle enerjisine geçilerek ciddi azaltımlar elde ettiği biliniyor.</p>
<p>Karbona Biçilen Bedel</p>
<p>Morris Üniversite’sinden iktisat profösörü Dale Jorgenson, 2013’de yayınlanan “Double Dividend: Environmental Taxes and Fiscal Reform in the United States” başlıklı kitabında karbon vergisini farklı kurgularla ele almakta ve ABD’nin yıllık kalkınma hedefi olan %2 oranını bu vergi ile %2.4’e taşımak için bir fırsat yaratabileceğini de iddia etmektedir. Öte yandan, karbon için biçilen fiyat aralığının ton başına 10 ila 50 amerikan doları olması ve ortalama fiyat için 30 doları öngörmesi düşük gelirli kesimin etkileneceğini ortaya koyuyor. Jorgenson, kitabında buna dönük çözüm önerilerini de getiriyor.</p>
<p>Karbon vergisini uygulayan bir diğer ülke Birleşik Krallık ise, emisyonları 2050 yılında 1990 yılına göre %80 oranında azaltmayı hedeflemiş bulunuyor. Hükümetin iklim değişikliği komitesi danışmanları, bu hedefin sağlanmasında 2020 yılı itibariyle karbon tonu başına 30 sterlin ve 2030 yılında ise 70 sterlin fiyat biçilmesini öneriyor.</p>
<p>Tüm bu ulusal çapta girişimler küresel piyasalar üzerinden yaratılan haksız rekabetle sonuçlanabildiğinden, gelişmiş ülkeler açısından ideal olanın karbona küresel ölçekte ortak bir fiyat belirlenmesini ortaya koyuyor.</p>
<p>Ülkemizin Durumu</p>
<p>Bilindiği üzere, ülkemizde karbon vergisi alanında doğrudan karbona özel bir vergi uygulaması bulunmamakla beraber, dolaylı olarak petrole uygulanan vergi oranı açısından OECD ülkeleri arasında ülkemiz ilk sıralarda yer almaktadır. Yine çevre vergi oranı açısından da Danimarka ve Hollanda’dan sonra 3. sırada bulunuyor. Öte yandan, Meksika, ABD, Şili’nin de aralarında yer aldığı karbon vergisini değerlendiren ülkeler petrol vergisi açısından OECD ülkeleri arasında son sıralarda bulunması oldukça dikkat çekicidir.</p>
<p>Ülkemizde, 17.05.2014 tarih ve 29003 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmelik ile 2016 yılı itibari ile sera gazı emisyonlarının tesis bazında hesaplanması sağlanacaktır. Yine, Karbon Piyasalarına Hazırlık Ortaklığı (PMR) projesi kapsamında ise emisyon ticaretinin de dahil olduğu karbon piyasa mekanizma araçlarının ulusal ölçekte analiz edilerek karar vericilere dönük bulguların paylaşılması hedeflenmektedir. Bu alanda dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmeye devam etmek ve diğer Bakanlıklarla işbirliği içerisinde yürütülmesi planlanan analitik çalışmalar ışığında hareket edilmesi önem arz ediyor.</p>
<p>Kaynaklar:</p>
<p>http://www.worldbank.org/en/news/feature/2014/05/28/state-trends-report-tracks-global-growth-carbon-pricing</p>
<p>http://www.theguardian.com/environment/2012/jul/16/carbon-price-tax-cap</p>
<p>http://harvardmagazine.com/2014/09/time-to-tax-carbon</p>
<p>http://grist.org/climate-energy/b-c-put-a-price-on-carbon-what-happened-next-will-surprise-you/</p>
<p>Kaynak:https://csb.gov.tr/iklimi-korumanin-bedeli-makale</p>
</p></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gazetehollywood.com/iklimi-korumanin-bedeli-h15350.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğu’dan Batı’ya Şehir ve İnsan</title>
		<link>https://gazetehollywood.com/dogudan-batiya-sehir-ve-insan-h15346.html</link>
					<comments>https://gazetehollywood.com/dogudan-batiya-sehir-ve-insan-h15346.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Yiğit]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Apr 2021 19:32:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugün]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu'dan Batı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya Şehir ve İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[inan]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEHİR]]></category>
		<category><![CDATA[Şehir ve İnsan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://1453kralmedya.com/dogudan-batiya-sehir-ve-insan-h15346.html</guid>

					<description><![CDATA[Doğu&#8217;dan Batı&#8217;ya Şehir ve İnsan Doğu’dan Batı’ya Şehir ve İnsan Bütün toplumsal olgular gibi, şehir olgusunun da tarih boyunca birçok tarifi yapılagelmiştir. Tarifler mi şehir anlayışına endekslidir ya da şehir anlayışı mı tariflere endeksli ve dolayısıyla etki içerisindedir orası pek bilinmez; fakat hangi algılama ya da değerlendirme biçimiyle olursa olsun sosyoloji biliminin bakış açısıyla şehir: &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-size:18px;"> Doğu&#8217;dan Batı&#8217;ya Şehir ve İnsan</p>
<p></p>
<div class="entry-content">
<p>Doğu’dan Batı’ya Şehir ve İnsan</p>
<p>Bütün toplumsal olgular gibi, şehir olgusunun da tarih boyunca birçok tarifi yapılagelmiştir. Tarifler mi şehir anlayışına endekslidir ya da şehir anlayışı mı tariflere endeksli ve dolayısıyla etki içerisindedir orası pek bilinmez; fakat hangi algılama ya da değerlendirme biçimiyle olursa olsun sosyoloji biliminin bakış açısıyla şehir: nüfusunun çoğu ticaret, sanayi ve yönetimle ilgili işlerle uğraşan, tarımsal etkinliklerin olmadığı yerleşim alanları olarak tarif edilmektedir.</p>
<p>Bir farkla ki, büyüklük ve önem açısından şehir ya da kentten ayrılan metropol de son tahlilde genel tanım içerisinde kalmakta ve şehir ya da kente metazori bir modern anlam kazandırma çabasını ortaya koymaktadır.</p>
<p>İster Doğu’lu İsterse Batı’lı anlamıyla olsun, bize göre tanımsal bütünlük ve anlam açısından etkin olması gereken bakış açısı, şehir, kent ya da metropolün tarif edilme biçimlerini kendilerinin oluşturması ve dolayısıyla tariflerin kent, şehir ya da metropolü anlamlandırmasından ziyâde kentin, şehrin ya da metropolün tariflere anlam kazandırmasıdır. Yani söz konusu kavramlar kendilerini ortaya çıkaran insan topluluklarının kendilerine kazandırdığı toplumsal bütünlüğü kendi tariflerine yükleyebilme hakkına sahip olmalıdırlar.</p>
<p>Oysa modern yapılanmanın yerleşim ve anlayış hızının sürekli olma, anlam kazanma ve değiştirme-değişme hakkını elinden aldığı şehir olgusu ilkin beton yığınları halinde kentleşirken bir zaman için de metal ve cam yığınları halinde metropollere dönüş(türül) müş, bu da şehre ya da kente özgü olmadığı halde şehirli ya da kentli bir rahatsızlık duygusunun ortaya çıkmasına neden olmuştur.</p>
<p>Alman kültür sosyoloğu H. J. Helle; bu rahatsızlığı kentli insanlar arasında çok yaygın olan bir kent krizi bilinci olarak nitelendirmektedir. Öyle ki, kentli insan karşılıklı ilişkiler yumağı içerisinde kendini kentle özdeşleştirmekte ve giderek kent tarafından yeniden değiştirilmektedir.</p>
<p>Genel bir bakışla sürekli, yeni ve toptancı sorunlar üreten kent yaşamının en önemli ve en derin sorunları bireyde tezahür etmekte ve bireyin etkin sosyal dayanaklar, geçmişten devralınan değerler, dışsal kültür öğeleri ve yaşam tekniği karşısında varoluş özerkliğini ve bireyselliğini muhafaza edememesinden kaynaklanmaktadır. Çünkü kendisi için var olması ve kendisi için anlam taşıması gereken kent, bireyi kendisinden olmayan zorlama bir anlamla kuşatmakta sonuç olarak ta bütün değerleriyle bireyin kendisi olarak kentli olabilme yollarını kapatmaktadır.</p>
<p>Tarihsel dizgede ilk site dönemlerinden 1800’lerin sonlarına kadar bireyler tarafından kurulup anlam kazanan şehirlerde esas olan şehrin birey ya da bireylere göre yapılandırılması ölçüsüdür. Böylece bireysel, toplumsal ve genel yenilenme arayışları ile değişim ve dönüşüm ihtiyaçları da toplum tarafından gerektiği gibi hissedilerek ve gerektiği gibi gerçekleştirilerek olageldiği için şehir olarak yaşanan mekânlar mensupları için birer ‘memleket şehir’ hüviyeti kazanabilmiştir.</p>
<p>Erken modern zamanlarla birlikte memleket şehirler de her gün kendinden ya da kendine benzeyen diğerlerinden bir şeyler bulabilen şehirli insan, modern zamanlarla birlikte neye uğradığını anlamadan, içine düştüğü metropollerde/kentlerde bunun tam tersini yaşamakta, her gün kendisinden olmayan sayısız şeyle karşılaşmakta, sonuç olarak ta hiçbir şeye anlam veremeden, hiçbir şeyi kontrol edemeden, gündelik hayatın tahakkümüne kapılmakta ve önce yaşadığı mekân üzerinde ilkin – kent’e/metropol’e sonra da kendisine yabancılaşmaktadır…</p>
<p>Metropol gurbetlerinde kendine ve kentine yabancılaşmış haldeki bu insan bir de her gün değiştiği kadar değiştiren bir teknolojik baskının altında kalınca ortaya teknoloji yorgunu bir birey ve bu bireylerden teşekkül etmiş bir kentli topluluk çıkmıştır.</p>
<p>Şehir, kent ya da metropol hakkında buraya kadar ortaya koymak istediğimiz ve bir anlamda herkes tarafından bilinmesi mümkün olan bu gerçekliğe rağmen, söz konusu kavramların içinde yaşadığımız kültüre özgü kesin gerçekliğinin nasıl olması gerektiği hususu ise sürekli bir plan ve program dahilinde sürdürüldüğü iddia edilen çalışmalara konu edilmekte ise de sonuçta maalesef pek de anlamlı çıkarımlara ulaşılamamış olması ise hayli manidardır.</p>
<p>Kabul edilmelidir ki, daha çok genel ve Batı’lı bir düşüncenin verileri olarak karşımızda duran bu tablo maalesef bizde de egemen bir paradigma olarak kabul edilmiş ve bu paradigma ile bakış açısının şehir, kent ya da metropole yüklediği anlam fazlaca sorgulanmadan, bilimsel ve evrensel olmak adına birer hazır tanım olarak tüketilmiş, sonuç olarak kolaycı bir metotla bilimin sınırları içerisinde kalındığı savunulurken kültür ve medeniyetimize özgü bir şehir kent ne de metropol tanımı da yapılmıştır.</p>
<p>Bugün taşradan merkeze hemen her yerleşim birimimizdeki düzensizliğin, karmaşanın, yaşadığımız coğrafyaların her gün yeni ve içinden çıkılamaz problemler ortaya çıkarmasının en önemli sebebini işte bu özgün tanım yoksunluğunda aramak gerekmektedir. Sadece şehir, kent ya da metropol tanımlaması ile de kalmayan ve daha derindeki bir sosyal bakış açısı yoksunluğunu da ele veren bu durumun anlaşılabilir olması ise, öncelikle bilimsellik adına devşirdiğimiz bilinti yığınının yeniden yorumlanmasıyla, bu yorumlanmış bilginin açacağı zemin üzerinde kendi toplumsal dinamiklerimizi açığa çıkarmakla mümkün olacaktır.</p>
<p>Bu da öncelikle insandan mekâna, mekândan coğrafyaya, coğrafyadan da evrensele ulaşacak bir bakış açısıyla, öncelikle insan, toplum, coğrafya ve evren hakkındaki bize özgü gelişim çizgisinin görünür olmasına dayalıdır.</p>
<p>Her şeyden önce bilinmesi gereken bir gerçek, bugün kabul edegeldiğimiz ve reddedilemeyecek ölçüde benimsediğimiz kent ya da metropol tanımı, genel bir ifadeyle Batı’ ya özgü bir gözlemin sonucu olup; özellikle 18. yüzyıl sonu itibariyle Batı da başlayan sanayileşme ve endüstri toplumu olma çabasının ortaya çıkardığı mekânsal ve toplumsal değişimin bir ürünüdür. Bu meyanda Doğan Kuban’dan Turgut Cansever’e uzanan bir okuma ve anlama çabasıyla bakıldığında ise; Batı’da ortaya çıkan kent ya da metropol olgusunun bütünüyle Batı’lı toplumlara özgü biçimde şekillenen bir tarihsel süreç içerisinde anlam kazanarak tarif edildiğini, bundan da öte sanayi ve endüstri merkezi olarak öngörülen yerleşim ve yaşam alanlarının köylere sığmayan teknolojik bir zorunlulukla ortaya çıktığı görülecektir. Aynı şekilde aynı yüzyılı biraz gecikmeyle de olsa takip eden Doğu toplumlarında da aynı süreç şu ya da bu biçimde gerçekleşmişse de, gerek endüstri ve sanayileşmeye ve gerekse, insan ve coğrafyaya bakış açısındaki tarihsel, sosyal, kültürel ve ekonomik farklar nedeniyle Doğu toplumlarında Batı’lı kentleşmeye bir yönüyle benzeyen fakat temelde farklı bir kentleşme olgusu göze çarpar. Bu da köyüne sığmayan teknolojiyle, büyüyen ve gelişen bir coğrafyayı olduğu yerde, ani bir değişimle kent haline getiren ve buna uyum sağlayan Batılı insanın yaptığından farklı olarak; teknolojik zorlamaya hemen hemen hiç maruz kalmadan kentleşen, böyle bir zorlamaya maruz kaldığı sınırlı yerlerde de olagelen teknolojik dayatmaya teslim olmak ve bu dayatmanın öngördüğü bireysel ve toplumsal kalıpları olduğu gibi kabul etmek yerine, salt bir içgüdüyle de olsa karşı durarak, bir değişim ve dönüşüm sürecine girmekten çok, bir değiştirme ve dönüştürme inadıyla hareket ederek, kent ya da metropol yerine onları da ifade eden ama ifade ettiği kadar, eski yaşam biçiminden pek çok izler taşıyan ve bu yönüyle kentten ve metropolden farklılaşarak adeta yeni bir coğrafya ve yaşam biçimini içeren ve adı ‘şehir’ olan başka bir olguyu ortaya çıkarmıştır. Sonuç olarak Batılı kent insanı yabancılaşarak ayrışıp, bencilleşirken Doğulu şehir insanı memleket haline dönüştürdüğü yerlerde hemşeri ruhuyla bu Batılı sıkıntıyı kolayca aşabilmiştir.</p>
<p>Bir başka açıdan, kentleşme öncesi durumun bir sevki tabiiyle yeniden ele alınışı ya da içgüdüsel bir yorumlamaya tabi tutularak parçalanmamış bir biçimde yeniden üretilmesi anlamına da gelen Doğulu insanın bu çabası kendiliğinden olduğu kadar kamusal alanın da tamamen dışındadır. Yaklaşık bir buçuk asırdır tartışılan kent, şehir ve metropol konulu çalışmalarda unutulmuş görünen anlama ve değerlendirme farklılaşmasının temelinde de bu unutulan şehir olgusu yatmaktadır.</p>
<p>Günümüzde bilimsel olma ve bilgili görünme marjinal tavrının modernist ve gelenekçi olarak ayırdığı aydın guruplaşması da hattı hareketini bu minval üzere kurmuş bulunduğundan, birileri kentli savunmaların tepkisiyle beton ya da metal yığınlarına yönelirken modern olmakta, birileri de geleneğin manipüle edilmesi sonucu köye sığınmakta ve böylece gelenekçi kalmaktadır… Oysa ortaya çıkış şekliyle bizde ne köy ne de şehir anlayışı, Batılı anlayış tarzında karşılığını bulamamaktadır. Bugün modern kentin kaçınılmaz ve aşılmaz gibi görünen yapısal rahatsızlıklarını şehri inkâr ederek kentli güdülerle kabul etmek zaman/mekân bağlamında bireysel bir unutuşun ürünüdür.</p>
<p>Doğulu toplumun bir bakıma kenti şehir haline getirerek şerh edişi diye de yorumlayabileceğimiz bu insiyaki çabasını çok iyi değerlendirmek gerekiyor. Zira siyasal, sosyal, toplumsal ve bireysel bazda pek çok avantaj sağlayacak bu özgün çaba eğer doğru değerlendirilebilirse, pek çok sosyal sıkıntının da daha kolay tespit edileceği görülecektir.</p>
<p>Değil midir ki, başlı başına alternatif olabilecek kadar önemli bir olgudur şehir… Öyle ki; Devlet ebet müddet anlayışı çerçevesinde kendi özgüvenini devletine yansıtan böylesi bir tarihsel gerçeğin hilafına, Batı’nın kentlerine karşı kendi şehrini kurabilmeye dönük bu çaba bir buçuk asırdır göz ardı edildiği için şehri ve şehirli olmayı bilmeyen kuşaklar yetişmiş ve bu kuşakların yaşadıkları yerlerle o yerlerin hemşerisi olma iddialarının da fazlaca bir anlamı kalmamıştır. Özetle bugünkü halimiz ne kentli, ne şehirli ne de köylü olmaktan uzak bir hâldir. Ve ne kadar süreceği bilinemeyen bu hâlden kurutulabilmek içinde evvela kendimizi sonrada kentimizi özüne döndürmek gerekmektedir. Bu gereklilik artık bir ödevdir. Zira yaşanılan yerin bilincinde olunması, orada duruşun, orada varoluşun ve ora ile pek çok anlamda bir bağ kuruluşunun da bilincinde olunması demektir.</p>
<p>İşte şehirli olabilmeyi öğrenmiş böyle bir bilinç hem kentin ötesine geçmiş hem de şehri tarif edebilmiş bir bilinç olacaktır…</p>
<p>Şahin Torun Eleştirmen – Yazar</p>
<p>Kaynak:https://csb.gov.tr/dogudan-batiya-sehir-ve-insan-makale</p>
</p></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gazetehollywood.com/dogudan-batiya-sehir-ve-insan-h15346.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>VATANDAŞLAR OLUŞAN MAHALLE KÜLTÜRÜNDEN MEMNUN!</title>
		<link>https://gazetehollywood.com/vatandaslar-olusan-mahalle-kulturunden-memnun-h2200.html</link>
					<comments>https://gazetehollywood.com/vatandaslar-olusan-mahalle-kulturunden-memnun-h2200.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Yiğit]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Aug 2020 09:48:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ASAYİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[DÜNYA]]></category>
		<category><![CDATA[FATMA ŞAHİN]]></category>
		<category><![CDATA[Gaziantep]]></category>
		<category><![CDATA[Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[GAZİANTEP BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ]]></category>
		<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[HİZMET]]></category>
		<category><![CDATA[KUZEY ŞEHİR]]></category>
		<category><![CDATA[MAHALLE]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEHİR]]></category>
		<category><![CDATA[son dakika]]></category>
		<category><![CDATA[VATANDAŞLAR OLUŞAN MAHALLE KÜLTÜRÜNDEN MEMNUN!]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://1453kralmedya.com/?p=2200</guid>

					<description><![CDATA[ABDULLAH YİĞİT-GAZİANTEP -Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Toplu Konut İdaresi (TOKİ) iş birliğinde 50 bin konutlu 8 bin 500 dönümde hayata geçirilen Kuzey Şehir Toplu Konut Projesi’nde hayat başladı. Tüm detayları düşünülen ve yatay mimariyle yapılan yeni yaşam alanına yerleşen vatandaşlar oluşan mahalle kültürü ve evlerden memnun olduklarını dile getirdiler. Son yıllarda &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABDULLAH YİĞİT-GAZİANTEP</p>
<p>-Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Toplu Konut İdaresi (TOKİ) iş birliğinde 50 bin konutlu 8 bin 500 dönümde hayata geçirilen Kuzey Şehir Toplu Konut Projesi’nde hayat başladı. Tüm detayları düşünülen ve yatay mimariyle yapılan yeni yaşam alanına yerleşen vatandaşlar oluşan mahalle kültürü ve evlerden memnun olduklarını dile getirdiler.</p>
<p>Son yıllarda aldığı göçlerle birlikte hızlı nüfus artışı yaşayan Gaziantep’te oluşan konut sıkıntısı için harekete geçen Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Kuzeyşehir Toplu Konut Projesi’ni hazırlayarak, projenin en kısa zamanda hayata geçirilmesi için Ankara-Gaziantep hattı arasında adeta mekik dokudu, gerekli girişimler sonuç verdi. Yapımına başlanan Kuzeyşehir’de yaşam başladı. Gerek altyapı gerekse üstyapı çalışmalarının tamamlandığı Kuzeyşehir’de tüm detaylar düşünüldü. Gazi şehre, yeni bir yaşam vadeden Kuzeyşehir, çevre düzenlemesi kapsamında oluşturulan yeşil alanlarla birlikte bambaşka bir hayata pencere açtı.</p>
<p>Market, kasap, bakkal, okul ve caminin yanı sıra geleneksel sokak yaşam unsurlarıyla canlanan Kuzeyşehir&#8217;de yaşayan vatandaşlar; eğitimden sağlığa, sosyal yaşamdan ulaşıma, tüm fiziki ve sosyal ihtiyaçlarını şehir merkezine gitmeden karşılayabilecek. Sosyal donatıların yükseldiği ve mahalle kültürünün ortaya çıktığı yeni yaşam merkezinde Kuzeyşehirliler projeden memnun kalırken evler için Başkan Şahin’e teşekkür etti.</p>
<p>KUZEYŞEHİRLİLER EVLER VE MAHALLEYİ SEVDİ!</p>
<p>Kuzeyşehir’de yaşayan Remzi Kurt, mahalleden memnuniyetini dile getirerek, “Büyükşehir Belediyemizden Allah razı olsun. Çok mutluyuz, yaşam çok güzel. Evler çok iyi. Komşuluk ilişkileri sıkı. Kenar semtten geldik buraya kültür, insanlık, birlik ve beraberlik var. Ulaşım konusunda da otobüslerimiz saatinde geçiyor” diye konuştu.</p>
<p>İbrahim Halil Yaprak ise Büyükşehir Belediyesi’nin sunduğu imkânlar ile yatay mimarinin güzelliğine değinerek, “Konut sayıları da artmaya devam ediyor. İnsanlar güzel, sosyal ilişkiler, komşuluk ilişkileri bize eski mahalle havasını yansıtıyor. Çok yüksek binaların olmaması, yatay dağılmış olması çok iyi düşünülmüş. İlişkiler çok iyi. Yeniler içinde başka illerden de gelenler var. Gaziantep kültürü farklı bir kültür. Başta yemeklerimiz olsun, sosyal ilişkilerimizde zaman zaman zorluk çekiliyor ama kısa sürede uyum sağlanıyor. Ulaşımda araç sayıları arttırıldı şu anda bir problem yaşamıyoruz” dedi.</p>
<p>Kuzeyşehir’e yeni taşındıklarını ifade eden Bahar Koca ise yeni yerleşimde hayatın çok güzel geçtiğini dile getirerek şunları söyledi: “Hayat çok iyi geçiyor. Yaşam olarak, serinlik olsun çok iyi. İhtiyaçlarımızı da karşılıyoruz. Komşuluk ilişkileri iyi gidiyor. Binamızdakiler çok sakin. Kat sayılarının az olması avantaj kalabalık yaratmıyor.”</p>
<p>Bahar Koca’nın oğlu Fatih Koca ise arkadaşlarıyla eğlendiklerini, rahat oyun oynayıp bisiklete bindiklerini ifade etti.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gazetehollywood.com/vatandaslar-olusan-mahalle-kulturunden-memnun-h2200.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Manisa FK ile Tuzlaspor Final maçı Antalya `da oynanacak</title>
		<link>https://gazetehollywood.com/manisa-fk-ile-tuzlaspor-final-maci-antalya-da-oynanacak-h1661.html</link>
					<comments>https://gazetehollywood.com/manisa-fk-ile-tuzlaspor-final-maci-antalya-da-oynanacak-h1661.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Yiğit]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Jul 2020 04:35:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ASAYİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA['da]]></category>
		<category><![CDATA[antalya]]></category>
		<category><![CDATA[FİNAL]]></category>
		<category><![CDATA[Final maçı]]></category>
		<category><![CDATA[FUTBOL]]></category>
		<category><![CDATA[HEYECAN]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[Manisa FK]]></category>
		<category><![CDATA[oynanacak]]></category>
		<category><![CDATA[OYUNCU]]></category>
		<category><![CDATA[şampiyon]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEHİR]]></category>
		<category><![CDATA[TFF]]></category>
		<category><![CDATA[TURNUVA]]></category>
		<category><![CDATA[Tuzlaspor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://1453kralmedya.com/?p=1661</guid>

					<description><![CDATA[TFF 2. Lig play-off mücadelesi yarı finalinde Sancaktepe&#8217;yi 1-0 mağlup eden Manisa Futbol Kulübü finale yükselen taraf oldu. Finalde Manisa FK ile Tuzlaspor 1. Lig&#8217;e yükselmenin mücadelesini verecek. İlk yarısında gol sesinin çıkmadığı karşılaşmanın 66. dakikasında Nizamettin Çalışkan, Manisa FK&#8217;yı 1-0 öne geçirdi. Geride kalan dakikalarda başka gol olmayınca Manisa temsilcisi finalde Tuzlaspor&#8217;un rakibi oldu. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TFF 2. Lig play-off mücadelesi yarı finalinde Sancaktepe&#8217;yi 1-0 mağlup eden Manisa Futbol Kulübü finale yükselen taraf oldu. Finalde Manisa FK ile Tuzlaspor 1. Lig&#8217;e yükselmenin mücadelesini verecek.<br />
İlk yarısında gol sesinin çıkmadığı karşılaşmanın 66. dakikasında Nizamettin Çalışkan, Manisa FK&#8217;yı 1-0 öne geçirdi.</p>
<p>Geride kalan dakikalarda başka gol olmayınca Manisa temsilcisi finalde Tuzlaspor&#8217;un rakibi oldu.</p>
<p>Manisa FK ile Tuzlaspor finalde TFF 1. Lig&#8217;e yükselmenin mücadelesini verecek. Final maçı 28 Temmuz salı günü Antalya Stadı’nda oynanacak.</p>
<p>Kaynak: TRT SPOR</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gazetehollywood.com/manisa-fk-ile-tuzlaspor-final-maci-antalya-da-oynanacak-h1661.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
